NİÇİN COVİD-19 ENFEKSİYONU ARTIYOR? DÜĞÜN BAYRAM BİZİM NEYİMİZE? BUNUN SUÇLUSU KİM? ÖLEN SAĞLIK EMEKÇİLERİ KURBAN MI?

NİÇİN COVİD-19 ENFEKSİYONU ARTIYOR?  DÜĞÜN BAYRAM BİZİM NEYİMİZE? BUNUN SUÇLUSU KİM? ÖLEN SAĞLIK EMEKÇİLERİ KURBAN MI?

Dr. Mustafa TORUN

drmustafatorun@gmail.com
07 Nisan 2021, 10:37
Bu makale 361 kez okundu

Bayram lafı edilince aklıma her zaman" Bayram Benim Neyime" türküsü  gelir..Cemil CANKAT hocamızın bu güzel Urfa türküsünü MUZAFFER AKGÜN ablamız çok güzel okurdu.Isıklar içinde uyusun türkülerin anası..

Geceler Yarim Oldu (Aman Aman Garibem)

Ağlamak Karim Oldu( Anam Anam Garibem)

Her Dertten Yıkılmazdım(Aman Aman Garibem)

Sebebim Zalim Oldu(Anam Anam Garibem)

•••••

Gelelim bizim soruların yanıtına. Bu sorunun yanıtı varolan dışa bağımlı taşeronlaşmış gerici üretim biçiminde olup,buna paralel kâr getirici ticaret haline dönüşmüş sağlık sistemimizin acıklı halini gözönüne alıp sevgili Nusret Fişek Hocamızı anmadan geçmek doğru olmaz..Daha önce yazdığım hocamızla dertleşmemi içeren yazımı tekrar sizlerle paylaşmak istedim..Bu söyleşide yukarıdaki soruların yanıtını bulabilirsiniz..

•••••

Sevgili Hocam;

Bu dertleşmeyi çoktandır düşündüğüm halde, bir türlü cesaret edemedim. Belki de mahcup olma endişesinden, ya da yanlış anlaşılma korkusundan. Bilemiyorum belki de başka nedenlerden olabilir. Sevgili Hocam mektubumu içimden geldiği gibi ve hiçbir oto sansür yapmadan yazmaya çalıştım. Umarım beni anlarsınız.

Canım Hocam, maalesef sizi 3 Kasım 1990’da sonsuzluğa uğurladık. Hocam sizi çok erken kaybettiğimiz için üzüntümüz tarif edilemez. Çoğu ilkenizi ve öğütlerinizi yaşama geçiremediğimiz için sizi anmamız ne kadar çabalasak da buruk olmaktadır. Biliyoruz suçluyuz. Yaşasaydınız bu günkü sağlık tablosunun akıl almaz durumuna, tıp fakültelerinin ödeneksizlikten ve kalitelerinin düşürülerek sayılarının arttırılmasına, sağlıkta şiddete ve doktor kıyımlarına, sağlık çalışanların uğradığı haksızlıklara ve işsiz bırakılmalarına hayretler içinde isyan eder, gür sesinizle ben sizlere böyle mi öğrettim, niçin dur demediniz, niçin bu kötü gidişe direnmediniz diye bizlere kızardınız.

Sevgili Hocam, sizlerle “1975 yılı Hacettepe Tıp Fakültesi Dönem- 1 (Hazırlık sonu 1. sınıf)’de Toplum Hekimliğine Giriş ve Devrim Tarihi” ders kurulunda tanıştık. Sınıfımızda Anadolu’nun çeşitli liselerinden gelen başarılı, orta direk tabir edilen ekonomik gruptan olan öğrenciler çoğunluktaydı. Genellikle bunların tek amacı iyi bir doktor olup yurduna hizmet etmekti. Yukarıda da belirttiğim gibi arkadaşlarımızın birçoğu okulunu derece ile bitirmiş, üniversite yerleştirme sınavında ilk bine girmiş öğrencilerdi. İlk dersimize girdiğinizde aklımızda kalan izlenimimiz neşeli, esprili aynı zamanda kararlı, fişek gibi bir hoca olmanızdı. Davasında dik duruşlu, cesur ve tutarlı olmanız bizleri adeta size hayran bıraktı. Anımsadığım kadarı ile sizin dersleriniz tıklım tıklım dolar, başka sınıflardan gelen öğrencilere yer kalmazdı. “Korunma tedaviden her zaman üstün olup, daha ucuzdur bunu unutmayın” sözünüzü hiçbir zaman unutmadık ve unutmamız olanaksız.

“Sağlık doğuştan kazanılmış bir haktır, alınıp satılan bir meta(mal) olamaz” derdiniz. Ama maalesef bugün bunun tam tersi oldu. Sağlık büyük çapta özelleştirilerek sermaye gruplarının eline geçti. Hekimler ve sağlık çalışanları bu grupların adeta kölesi oldu. Halkımız büyük bedeller ödeyerek özel sağlık gruplarına muhtaç edildi. Tıp Fakültelerinin “Toplum Hekimliği Bölümleri”nin isimleri değiştirilerek işlevleri azaltıldı ya da yok edildi. Toplum Hekimliğine Giriş ve Devrim Tarihi Ders Kurulu” program çizelgesinde isimlerinizin önünde sadece Dr. Unvanı olup, diğer unvanları (Doçent, Profesör) yazmamanızın nedenini sorduğumuzda, bu unvanlar sadece akademik yazışmalarda kullanılır, başka şekillerde kullanılması doğru ve etik değil demiştiniz. Derslere sadece tıp fakültesi öğretim üyeleri değil, diğer alanlardan (Örneğin sosyolojide çok sevdiğimiz değerli bilim insanı Prof.Dr. Emre Kongar, sosyal antropolojide ise yine sevilen ve alanında çok yetkin olan Prof.Dr. Ali Rıza Balaman gibi) çok değerli hocalarımız girerek, bizlere sağlık kavramının her yönü ile (Toplumsal, ruhsal, fiziksel...) bilinmesi gerektiğini adeta beynimize sokmuşlardı. Bunları hiçbir zaman unutmadık ve asla unutmayacağız.

Sevgili Hocam, 1960 sonrası sağlık bakanlığında müsteşar iken ünlü “224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi” yasasını çıkarılmasına ön ayak olarak bu alanda örnek oldunuz. Birçok ülke bu yasayı benimseyerek sağlık yapılanmalarında önemli atılımlar gerçekleştirdiler. Sağlığın doğuştan kazanılan bir hak olması ülkemizde ve dünyada önemli yankı yaptı. Bu kavram 1978 yılında Alma Ata bildirgesinde Dünya Sağlık Örgütü’nün gündemine girerek “Temel Sağlık Hizmetleri” terimi ile siyasi bir terminoloji oluşturdu.

Sevgili Hocam, sizin “Sosyalizasyon” sözcüğünü bile sakıncalı bularak, “Sosyalleştirme” sözcüğünü kullanmalarına bile aldırış etmeden yolunuza devam ettiniz. Dönem-5 Toplum Hekimliği stajında ilk defa gruplar halinde köylere dağılarak “Sağlık Ocağı ve Hekimliğinin” ne kadar önemli bir sağlık devrimi olduğunu bizzat uygulayarak öğrendik. Bu uygulama koruyucu hekimliğin temeli olup, devam etseydi, tedavi hekimliği bu kadar pahalı ve cazip olmazdı. Bu gün maalesef bu sistem kaldırılıp, birinci basamak koruyucu hekimlik özelleştirilerek ne yarar sağladığı tartışmalı “Aile Hekimliği” uygulamasına dönüştürülmüş, böylece sağlık sermayedarlarının iştahı kesilmemiştir.

 

Eğer 224 sayılı yasa günümüz koşullarına uyarlanarak uygulanabilseydi; Sağlık Evleri ve Sağlık Ocakları (5-10 bin nüfusa bir sağlık ocağı düşecek şekilde) birinci basamak başvuru merkezleri, 2. ve 3. basamak merkezler (hastaneler) olacak şekilde çalışmalarına devam edecek, böylece bu günkü hastaneler önündeki yığılmalar azalacaktı. Sevgili Hocam bu örgütlenmeyi tam gün esasına göre ve ekip anlayışına (sağlık sadece doktorların işi değil diyordunuz) göre olması gerektiğini üstüne basa basa bize öğretmiştiniz. Toplum Hekimliği olgusu ön planda olup, sağlıkta çağdaşlaşma sağlanacaktır ilkenizi şu anda yazmamıza bile birçok hocamız gülüp, bırakın bu eski lafları, hastane gelirlerini nasıl arttırabiliriz onu araştırın diye bizi eleştirecektir. İnsanı sadece fiziksel çevresi değil, sosyal ve biyolojik çevresi ile değerlendirip, önce hastalıklardan koruyun, bu olmaz ise sağaltın (tedavi edin), bu da olmaz ise onları rehabilte edin derdiniz de anlamazdık. Şimdi içimiz yanarak ne demek istediğinizi daha iyi anlıyoruz. Sevgili Hocam bir derste size ‘Hangi hastalıklara öncelik vereceğiz, bunu bize söyler misiniz” diye sormuş siz de bize net bir ifade ile tabii ki “En çok öldüren, en çok sakat bırakan ve en sık görülen hastalıklara öncelik vereceksiniz” demiştiniz. Bizlere kızmayın ama şimdi en çok para getiren hastalıklara öncelik veriliyor. Sıtma, tüberküloz, KKKA (Keneden geçen kanamalı hastalık) gibi önlenebilir enfeksiyonlardan hastalar ölebiliyor. Meslek hastalıkları, iş kazaları ve işle ilgili hastalıklar giderek artmakta, yoksul işçiler çoğu önlenebilir bu sorunlar nedeni ile yaşamlarını kaybetmekte, hastalar her birimde(özel hastaneler ve eczanelerde)ezilmektedir. En ücra köşede oturan yurttaşın bile sağlık hizmetinden eşit pay alması sağlanmalı, sağlık hizmeti ayağına götürülmeli, sağlık ocakları (şimdi adı bile unutuldu) birer kırsal kalkınma merkezleri olmalı sözünüz hala kulağımızda yankılanmaktadır. Özeleştirimizi ne kadar yapsak ta bizi affetmeyeceksiniz. Bizlere devamlı hastaları küçümsemeyip, onların yerel değerlerine ve kültürüne saygılı olarak, hastalığı değil hastayı sağaltın derdiniz. İlk defa nüfus planlaması kavramını sağlıkta kullandığınız zaman çok eleştirildiğinizi söylemiştiniz. Şimdi bu anlayışın ne kadar önemli olduğunu anladık; ama iş işten geçti. Giderek çok doğum ve göç alarak çoğalıyoruz. Anneliğin ve en az 3 çocuk doğurmanın kariyer sahibi olmanın önemli bir nedeni olduğu, aynı zamanda babalığında annelik kariyerinden geri olmadığı bize anlatılmakta, kadının yerinin evi olduğu dayatılmaktadır. Giderek artan “Hekimlere ve sağlık çalışanlarına yapılan şiddeti” görüp yaşasaydınız, kıyameti kopartır bu anlayışı yerin dibine sokardınız. Suçlarımız çok yazmak ile bitmez sevgili hocam. Hele şu günlerde doktorluğu yok etme yasasının mecliste tartışıldığını ve yasalaşacağını görebilseydiniz bizleri çok ağır eleştirirdiniz. Ah sevgili Hocam kızmayın bize suçumuz çok."

••••••

Sözü uzatmaya gerek yok..Bayram bizlerin neyine..PANDEMi sürecinde bizlere balkondan alkışlamanın bedelini hem şiddetlerine şiddet katarak, hemde pres gibi ezmelerine  devam ederek  çok ağır ödetiyorlar.Bir türlü ödediğimiz faturalar  bitmiyor..Ama bilmiyorlar ki her gecenin bir gündüzü vardır..

Sözümüzü yine bu güzel türkümüzün devamı ile bitirelim..

 

Bayram Benim Neyime(Aman Aman Garibem)

Kan Damlar Yüreğime(Anam Anam Garibem)

Yaralarım Sızlıyor (Aman Aman Garibem)

Doktor Benim Neyime(Anam Anam Garibem)

 

Sevgilerimle…

Yorum Gönder

@name x