"Diyabetten korkmayın"
banner66

"Diyabetten korkmayın"

24 Ağustos 2015 Pazartesi 17:15
Bu haber 11178 kez okundu

DÜZCE (AA) - Düzce Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, ailelerin, diyabet hastalığını başa gelen bir felaket değil, kontrol edilmesi kendi ellerinde...

"Diyabetten korkmayın"

Sponsor Reklamlar

DÜZCE (AA) - Düzce Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Arslanoğlu, ailelerin, diyabet hastalığını başa gelen bir felaket değil, kontrol edilmesi kendi ellerinde olan, çözülebilir bir durum olarak algılaması gerektiğini söyledi.

Arslanoğlu, yaptığı açıklamada, diyabetin, pankreasın salgıladığı insülin hormonunun eksik veya işlevsiz olması nedeniyle kanda şeker yükselmesine neden olan bir hastalık olduğunu belirterek, "Diyabet, insan sağlığını ve vücudun tüm dokularını derinden etkileyen, tedavi edilmezse zamanla bütün organlara zarar verebilen ağır fakat sinsi bir hastalıktır. Ömür boyu sürer, yani kroniktir, tümüyle ortadan kaldırılamaz, ancak kontrol edilebilir” dedi.

Diyabetin çocuklarda sıkça karşılaşılan belirtilerine değinen Arslanoğlu, aşırı derecede su içme, idrara çıkma, zayıflama, halsizlik, karın ağrısı, kusma, sık sık nefes alma ve bilinç kaybının yaşandığını vurguladı. Ayrıca yaraların geç iyileşmesi, yüksek tansiyon, idrar yolu enfeksiyonu veya genital bölgede kaşıntı gibi daha sinsi belirtilerin de görülebildiğini ifade eden Arslanoğlu, şöyle konuştu:

"Diyabeti bulunan çocuklar ev, okul hayatı ve arkadaş çevrelerinde dikkat etmeleri gereken noktalar arasında eğitim çok önemli. Aileler, diyabeti başa gelen bir felaket değil, kontrol edilmesi kendi ellerinde olan, çözülebilir bir durum olarak algılaması gerekir. Ailenin çocuktan beslenme performansı beklemek yerine yaptığı alışverişten pişirdiği yemeğe ve sofradaki davranışına kadar kendisi doğruları uygulayarak çocuğa model oluşturması gerekir. Çocuğun ve ailenin tüm sosyal ortamlarda rutin uygulamaları sürdürecek bilinç ve beceriyi sürdürecek şekilde eğitilmeleri gerekir."

Prof. Dr. Arslanoğlu, besinlerin taze bir şekilde fazla işlenmemiş ve pişmemiş, kimyasal katkıdan uzak olması gerektiğinin önemine dikkat çekerek, şunları kaydetti: 

"Kahvaltıda 2-3 yumurta, tereyağı, peynir-lor çeşitleri, zeytin ve zeytinyağı, taze salata çeşitleri, istenirse ceviz, fındık gibi kuruyemişler, kuru meyveler ve az miktarda bal, pekmez, ev reçeli, bir dilim ekmek veya küçük bir porsiyon nişastalı besin tüketilebilir. Gün içinde gereksinime göre ara veya ana öğün olarak, bir veya iki kez meyve, yoğurt, kefir, kuruyemiş, kahvaltıdakinin benzeri veya akşam yemeğindekinin benzeri öğünler yer alabilir. Akşam erken saatte kırmızı veya beyaz et türleri, sebze yemekleri, haftada 1-2 gün kuru baklagiller ve tahıllı besinler, taze salatalar ve yoğurts ağlıklı bir şekilde çeşitlilik sağlayacaktır. Çeşitlerin her gün benzer öğünler yerine haftalık ritim izlemesi daha sağlıklı olacaktır." 

Sponsor Reklamlar

Yorum Gönder