2015 Haziran seçimlerinin bir gün öncesinde, ülkemiz, toplumumuz ve şahsımız adına gelecek ufkumuzu açacak umutlar içindeydik. Ancak 7 Haziran’ın ertesinde, bir kişinin ve bir partinin muktedirliğinin yıkılışı dışında, yeni bir siyasal yapı elemanlarının oluşmaması umutlarımızın puslanmasına neden oldu…
            Hastalıklı bir siyasi yapımız var. Siyasetimiz Demokratik, toplumsal ve sınıfsal ideolojilerden oldukça fakir. Kişi egoları sınırlanamaz oranda yüksek ve toplum yararlarının üstüne çıkmış durumda…
            Seçim sonrası yaşadıklarımızı değerlendirdiğimizde, partilerimizin siyaseten okur-yazar olmadıkları, el yoklamasıyla siyaseti yürütmek istedikleri anlaşılıyor…
            Seçimlerden yenilgiyle çıkan AKP, Meclis Başkanlığı seçiminde, bekli de altyapısı seçim öncesi hazırlanmış olması muhtemel bir yardımla yarasının bir kısmını sarma fırsatı bulmuştur. MHP, siyaseten yorumlanması güç bir atraksiyon ve mantıksız davranışı ile AKP’nin duvarında oluşan hasarlardan bir kısmını onarmış, AKP’nin yenilgisini ödüllendirmiştir…                                                                                                                      
MHP, liderinin siyasi davranışı ve gurubun lider davranışı karşısındaki çaresizliği ile Demokratik bir yapının hayli uzağında olduğunu da böylece belgelemiştir…
            Seçim meydanlarında başlayan karşıtlık ve zıtlıklar, Meclis Başkanlığı seçiminde tavan yaptı ve Partiler birbirlerinin varlığını reddeder duruma geldiler. Bu zıtlıklar içindeki bir meclisten Ülke, Toplum, Hukuk ve Demokrasi adına sağlıklı sonuçlar alınamayacağı gibi, var olan yarım yamalak sistemimiz de her an hançerlenme tehlikesi ile karşılaşabilir…
            Siyasi Partiler söylemlerini itici, bölücü, ötekileştirici kanaldan çıkarmalı, bütünleştirici, sevgi ve saygı ortamında eşit paydaşlar olması yolunda çaba göstermelidirler. AKP söylemlerini ‘Bizden-Sünni, Dindar’ parantezinden, MHP ağzını açtığında, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde ‘Türk’lük’ üzerine söylemlerinden, HDP’ de Türkiye Partisi iddiasını sürdürürken, her söyleminde Besmele gibi ‘Kürt-Kürdistan’ söylemlerinden vaz geçmelidirler…
            Sınırlar içinde aynı kimlikle ve aynı haklara sahip kitleleri ‘Halklar’ söylemiyle ayrıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Aslında ‘Halk’ kavramı çoğulu ifade eder ki; burada insanların renkleri, ırkları, inançları listelenmez, Hukuk karşısında hepsini eşit yurttaşlar olarak ifade eder. Partiler, yaşayan çeşitli gurup ve kesimler arasına yanlış tanım ve söylemleriyle duvar örmemelidirler…                                                                                          
 Hiç kimse karşısındakini yok sayamaz, saymamalıdır… Zıtlık ve ihtiraslarını toplum ve ülke yararlarının önüne koyamaz; koymamalıdır…                                           
            Siyasetin yolları düz ve pürüzsüz değildir. Yürüyüşünüz hiçbir zaman aynı tempo ve hızda olmaz. Karşınıza her an çeşitli engeller çıkabilir. Yollar kimi zaman çamurlu, kimi zaman taşlı, dikenli, kimi zaman da çelmeli ve puslu olabilir.
            Maharet: Dikenli, taşlı yollardan puslu havalarda, ülke ve toplumu sağlıklı bir yapı içinde düze ve aydınlığa çıkarmaktır.
            Maharet: Karanlık bir bataklığa sürüklenmiş ülkemizde, yoksulluk içinde, hukuksuzluk içinde boğulan, yalanın, talanın, toplumsal aldatılmışlığın kıskacında ezilen insanlarımızı adam gibi yaşatmaktır, çalınan onurlarını onarmaktır…
            İktidar uğruna, insanlarımızı siyasetin sisli ve bilinmez kıvrımlarında kurban etmeyiniz. Hayatın ve siyasetin gerçekleri, göremediğiniz derin boşluk ve karanlıkları siz siyasileri de yutabilir!