İstanbul Sözleşmesi

İstanbul Sözleşmesi

İzzet DOĞAN

16 Nisan 2021, 10:39
Bu makale 233 kez okundu

Asıl adı "Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi" olan sözleşme, Türk hükümetinin ve Türk diplomasisinin büyük çabalarıyla Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açıldığından "İstanbul Sözleşmesi" olarak anılmıştır.

2009 yılında "Nahide Opuz vs. Türkiye davası" ile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ilk kez Türkiye'yi kadın cinayetinden sorumlu tutarak, devleti cinsiyet temelli ayrımcılık ve kadının yaşam hakkını koruyamamaktan mahkûm etti.

İşte bu nedenle Türkiye hükümeti, AİHM tarihinde kadına yönelik şiddet suçuyla mahkûmiyet verilen ilk ülke olmanın kötü imajını bir ölçüde değiştirmek amacıyla bu sözleşmenin imzalanıp onaylanması ve yürürlüğe girmesi için özel çalışmalar yaptı.

Türkiye sözleşmeyi İstanbul'da imzalayan ilk "Avrupa" devleti oldu. İlk imzacı olmanın ötesinde 12 Mart 2012'de sözleşmeyi çekincesiz onaylayan ilk devlet olarak da tarihe geçti. Tüm bunlar o günlerde Türk hükümetine Avrupa'da çok olumlu bir imaj kazandırmıştır.

Sözleşmeyle ilgili olarak Bakan Nurettin Canikli, "Türkiye bu sözleşmenin hazırlanmasında ve sonuçlandırılmasında öncülük eden 13 ülkeden bir tanesi. Türkiye'de imzalandı sözleşme. Ve daha önemlisi belki, Parlamentosundan geçiren, yasalaştıran ilk ülke olma onuru da inşallah bize ait olacak" diyor ve sözleşmeden ötürü gururlu olduğumuzu açıklıyordu.

Sonra 2012 yılında meclis onayına sunulan sözleşmeyi tüm partiler ve o dönemin milletvekilleri oy birliğiyle onaylamışlar sözleşmeyi yeter sayıda üye ülke onaylayınca 2014'te yürürlüğe geçmişti.

İstanbul Sözleşmesi "Kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşme" idi. "Sözleşme'nin gereklerinin yerine getirilip getirilmediğini denetlemek için oluşturulacak ve kadına yönelik şiddet alanında uzman üyelerden oluşan GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu) adlı organın kuruluşun, görevlerini ve işleyişini düzenliyor." İdi.

Devlet yaşama hakkını gerek bu sözleşme ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerinden ötürü gerekse ulusal düzenlemelerden ötürü yerine getirerek koruma altına almak zorundadır. Bu yükümlülüklerin mevcut düzenlemelerin özüne ve ruhuna uygun olarak yerine getirilmemesi halinde doğacak zararlardan devletin sorumlu olması gerekir.

Sözleşme hakkında karalama kampanyaları başlayınca sivil toplum kuruluşları, kadın hakları ile ilgili dernekler ve kuruluşlar, barolar tepkilerini gösterdiler.

Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM) bile sözleşmeyi 16 maddeyle savundu. Karşı çıkanların odaklandıkları noktaya karşı şu açıklamayı yaptı:

"Sözleşme, üçüncü bir tür oluşturmaya ya da LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımamaktadır. Aynı cinsiyetten olan çiftlerin yasal olarak tanınması da dâhil olmak üzere cinsel yönelimle ilgili olarak ortaya yeni standartlar koymamaktadır. Bu sözleşmenin eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğunu iddia etmek ise en hafif tabirle kötü niyetliliktir."

Elbette ki İstanbul Sözleşmesi kimseye boşanın, aile yaşamını tanımayın demediği gibi kimsenin de cinsel eğilimlerine karışmıyordu.

Şimdi mimarı olmaktan gurur ve onur duyduğumuzu ilan ettiğimiz ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden oybirliği ile geçen ve tüm dünyaya da "İstanbul" adını bir kez daha yaşatan bu sözleşmeden bir anda çekildiğimizi ilan ediyoruz!

Bu sözleşmenin 3.maddesinde; "kadına yönelik şiddetin"

ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik acı ve ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayalı her türlü eylem veya bu eylemlerle tehdit etme anlamına geldiği "belirtildiği gibi ayrıca ilk kez şiddetin bir insan hakları ihlali olduğu ve

kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olduğu düzenlenmiştir. Yine aile içi şiddetin, mağdur faille aynı haneyi paylaşsa da paylaşmasa da eski ve şimdiki  eşler - partnerler arasında meydana gelen her türlü şiddet olarak kabul edileceği açıklanmıştır.

Halen 2018 verilerine göre, 45 ülke tarafından imzalanan ve 27 ülke tarafından onaylanan bu sözleşmenin önsözünde amacın; Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetten arınmış bir Avrupa olduğu bildirilmektedir. Sözleşmeye göre şiddet; kadın erkek eşitsizliğinin bir sonucudur.

PARDON!

Biz artık her şey de pardon demeye alıştık. Başbakanımızı astık sonra pardon dedik, FETÖ'yü önce görmezden geldik sonra pardon dedik, kentlerimizi betona çevirip doğaya ihanet ettik sonra pardon dedik. Örnekleri çoğaltmak mümkün ama hiç olmazsa önce ismimizi de verip aylarca üzerinde başka devlet temsilcileri ile çalıştığımız ayrıca gurur ve onur duyduğumuzu bildirdiğimiz uluslararası sözleşmeler için pardon demeyelim.

İstanbul Sözleşmesinden çekilmek demek; erkek egemen toplum anlayışında olan çevreleri daha da güçlendirecek ve Ailenin Korunması Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun'un uygulanmadaki etkinliğini de azaltacaktır.

 Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Amaç, Kapsam, Temel İlkeler ve Tanımlar Amaç kısmında "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır." demektedir. Ancak halen yürürlükte bulunan bu kanunun esas alınacağı bildirdiği İstanbul Sözleşmesi de dediğimiz Avrupa Konseyi Sözleşmesinden sözde çekilmiş sayılmaktayız.

 

Sözleşmeden Çekilme

Her uluslararası sözleşme gibi İstanbul Sözleşmesinden de taraf bir devletin çekilmesi mümkündür.  İstanbul Sözleşmesi'nin 80'inci maddesi "Taraflardan herhangi birinin, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yapacağı bir bildirimle istediği zaman sözleşmeyi feshetmesine" olanak tanıyor. Burada fesih yerine çekilme demek daha doğru olurdu. Sözleşmeden çekilmenin, konuya ilişkin bildirimin Genel Sekretere ulaştırıldığı tarihten itibaren "3 aylık sürenin bitimini izleyen ayın birinci gününde" yürürlüğe gireceğini belirtiyor.

Ancak Avrupa Konseyi'nin anayasal konulardaki referans organı konumundaki Venedik Komisyonu, Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin Andlaşmaları uygulamakla ilgili 26'ncı maddesinin, yürürlükteki andlaşma ve sözleşmelerin taraf olan devletleri bağladığını ve iyi niyetle icra edilmelerini gerektirdiğini de öngörüyor.

Şimdi hukukçular da Anayasamız 90. Maddesine ve 104 maddelerine göre İstanbul Sözleşmesinin kanun hükmünde olduğunu, temel haklarda kararname düzenlenemeyeceğini bu nedenlerle Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile uluslararası sözleşmelerden çekilmenin söz konusu olamayacağını ileri sürmektedirler.

Anayasa Hukukçusu Kemal Gözler ise sözleşmeden çekilme konusunda:

"Bu konuda çok ileri düzey bir tartışma içine girmeye gerek yok. Hukukta "bir şey bağlandığı şekilde çözülür (Unumquodque eodem modo quo colligatum est dissolvitur) . Buna "yetkide ve usûlde paralellik ilkesi" denir. Bir uluslararası andlaşma, TBMM'nin onaylamayı uygun bulma kanunundan sonra Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak yürürlüğe konulmuş ise, ancak yine TBMM'nin bir kanun çıkarmasından sonra Cumhurbaşkanı tarafından sona erdirilebilir" demektedir.

Gözlerin yazısını www.anayasa.gen.tr adresindeki linkten okumanızı tavsiye ederim.

 

Yorum Gönder

@name x