Herkese merhaba, hızla akıp giden zamana gün gelip kimin karşı koyacağını merak ediyorum doğrusu… Öyle ki haftalık yazdığım bu yazı da olmasa anlayamayacağım yeni bir pazartesinin daha gelip çattığını. Geçen hafta İngiltere’ye kıyasen Türkiye’ye yaptığım özeleştiri içerikli yazımın devamının olacağını eklemeyi unutmuşum. Fakat bu konu hakkında düşüncelerim o kadarla sınırlı değil. Şuan dil eğitimi sebebiyle İngiltere’de bulunuyorum ve Türkiye’ye (güzel ülkeme) dışarıdan bakınca, içimdeki ‘Biz farklıyız, biz bir Arap ülkesi değiliz. Biz medeniyetten uzak bir toplum değiliz.’ feryatları daha da bir alevleniyor. Çünkü benim, ülkem için hissettiğim ayrıcalığı, farklılığı herhangi bir İngiliz vatandaşı hissetmiyor. Türkiye denilince ‘Asya’yı Avrupa’ya bağlayan güzel topraklara sahip bölge’ dışında akıllarına bir şey gelmiyor. Hatta daha da ileri gidecek olursak, Türkiye’yi herhangi bir Arap ülkesi sayanlar bile var. Ha bu çok mu önemli, ‘bu onun sorunu gitsin öğrensin’ diyeceksiniz belki ama bence önemli. Bunun Arap’ların geri kalmış bir toplum olup, bizim onlardan biri sayılmamızın verdiği bir kapris gibi algılanmasını istemem. Çünkü aynı zamanda bizi Yunanistan, Gürcistan gibi herhangi bir ülke sayanlar var. Ama biz öyle değiliz!

     Düşünüyorum da demek ki bizi dünya medyasına taşıyan Amerika’nın üzerimizdeki planları da olmasa bizi kimse tanımayacak. Oysa benim hatırladığım Türkiye, Osmanlı tarihini de katacak olursak bir zamana kadar dünya üzerinde aktif rol sahibi, büyük oynayıp büyük konuşan bir devletti. Ama ne olduysa bir yerde durduk ve adım atamıyoruz. Zamanında bir ileri gittik, şimdi üç geri gidiyoruz. Ne oldu bize? Şuan sadece jeopolitik konumumuz bizi konuşulur, doğal zenginliklerimiz bizi yaşayabilir kılıyor ya sonrası… Atatürk’ten bu yana hangi doğru adım atıldı Türkiye’yi ileri götürebilecek?(İsmet İnönü’nün çabalarıyla ikinci dünya savaşına katılmamayı saymıyorum çünkü o da Atatürklerimizden birinin attığı doğru bir adımdı her ne kadar bazı yobazlar bunun Türkiye yararına nasıl büyük bir karar olduğunu görmezden gelseler de…) On yılda bir kapı çalan darbeler? Sağdan-soldan siyasi idamlar? Bitmek bilmeyen iktidar-muhalefet düelloları? Çalınan oy sandıkları? Türban başörtüsü tartışmaları? Türk Kürt sorunu? Türk Ermeni meselesi? Eğitimdeki yetersizlik? İşsizlik? Ekonomideki çalkantı? Kadına şiddet? Susurluk? Ergenekon? Deniz feneri ve niceleri...Söyleyin hangi biri bir cevap bir çözüm bulabildi? Bugün hala Atatürk’ün bizi bıraktığı noktada değil miyiz? Ha pardon özür dilerim, galiba o noktada değiliz yanılıyor olmalıyım. Bırakılan noktadan çok uzaklardayız ama ilerisinde değil gerisindeyiz…

     Gençler deniliyor, yeni nesil çözecek bu miras sorunları, bulacak çözümleri her şey mükemmel olacak günlük güneşlik… Hangi yeni nesil yapacak bunu? Biz mi? Bize bıraktığınız Türkiye’ye bir bakın? Siz de dünlerin yeni nesilleri değil miydiniz? Benden söylemesi, bizlere güvenmeyin… Bugün birçoğumuz sizler hiç hissetmeden şehit olup gidiyor, birçoğumuz işsizlik yüzünden hayattan vazgeçmiş durumda, birçoğumuz buradan hayır yok deyip çözümü yurtdışında arıyor ha bir kısmımız var onlarda ‘iki milyon üç yüz elli bin dolarlık gemilerinde’ içleri rahat oturuyor. Eğer onlarsa güvendiğiniz, buyurun yolunuza devam ediniz.  

     Şimdi kim suçlu kim haklı tartışılmaz, Türkiye neydi ne oluyor konuşsak kimse susmaz, ama bilinen ve ivedilikle görüşülmesi gereken tek şey var ki Türkiye’m olması gerekenden çok başka yerlerde… Artık vicdanınıza elinizi koymanıza bile vakit yok, kısa bir an olsun Atatürk’ü hatırlayınız. Onun o güzel yüzü zihninizde canlanırken dahi sizi Türkiye adına yapmanız gerekenden fazlasını yaptıran yola, bugün geç kalınan aydınlık noktasında çok ilerilere götürecektir. O zaman Türkiye’nin kim olduğunu sadece İngilizler değil tüm dünya bilecektir…

 

                                                                                                HERKESE SEVGİLER,