Hep kadın kadın kadın deniyor.

Kadın kadar taş düşse başlarına hala rahatlayamayacaklar. Üremeyin o zaman. Kadına ihtiyaç duymayın. Dünyaya kadın getirmeyin. Tek başınıza amip gibi bölünerek çoğalın bakalım oluyor mu?

 

Olmaz tabi.

Fıtratınıza aykırı. Çünkü siz daha kadın olmadan çorabının tekini bulamayan, bir bardak suyu alıp içemeyen aciz zavallılarsınız. Sözüm kadına taciz, tecavüz, sarkıntılık, benim malım diye döven zihniyetlere. Vicdanı olan erkekleri, bize saygı duyan, önemseyen ve değer veren erkekleri kayırıyorum bu tanımdan.

 

Ama bazen bu ülkede erkek olmak bile hatta vicdanlı erkek olmak bile zor. Bakınız Kadir Şeker. Eşinden dayak yiyen kadını kurtarıp hapislere düştü. Yetmedi nankör kadın kocam benim döver dedi.

 

Şimdi suçu sadece erkeklere atmayalım. Kaşınan ve durmadan şiddeti tetikleyen kadınlarımız da yok değil. Dikine dikine konuşan, eşinin bam teline basan, ben bilirim, ben para kazanıyorum, ben yaparım, kadınım ben el kalkmaz deyip nasıl şiddeti çağırıyorlar ve sonuç hüsran oluyor. Buradaki amacım şiddeti savunmak asla değil. Yanlış anlamayın. Kadın ve erkek her iki cinste eşitse, nasıl davranıyorsa karşısındakine gelen davranış da öyle olur. Ben her şeyi söylerim yaparım ama bana çiçek muamelesi yapılsın diyemezsiniz. O zaman otur bir saksının içine sesin çıkmasın.

 

Bu dünya yaratılırken evet Allah hepimizi eşit yaratmış. Kimsenin kimseden üstünlüğü yok. Çırılçıplak doğuyoruz annemizden. Aynı rahme hem kadın hem erkek sığabiliyorken; yeryüzüne neden sığamıyoruz? Kime ne üstünlüğü sağlamaya çalışıyoruz.

 

Gelin dünya kavramını ufaltalım Türkiye’ye bakalım.

Kadın cinayetlerinde ilk sıralarda ve kocalarını aldatan kadınların sayısı da azımsanmayacak derecede fazla. Her gün televizyon programlarına çıkan beş erkekten üçü eşim beni komşumla aldattı diyor. Ya da felanca ile eşim kaçtı diyor. Gel de sinirler had safhaya çıkmasın, tavan yapmasın. Evin rahatlığı batıyor sanki. Çeliği çocuğu bırak sen kaç.

 

Adı Anadolu olan ülkemizde anaerkil toplumuz aslında ama zorla ataerkil sistem dayatılmaya çalışılıyor. Sözleşmeler bir Cumhurbaşkanı kararıyla feshedilmeye çalışılıyor. Ama iyi ki anayasamız var. Cumhurbaşkanı kararı ile feshedilemez ibaresi konulmuş. İyi ki…

 

Gelin Türkiye kavramını daha da minimalistleştirip “aile”ye bakalım.

Bir heves erken yaşlarda evlenen o kadar fazla ki! Zaman geçiyor, geçimsizlikler başlıyor. Kadın boşanmayı düşünse toplum baskısı önüne geçiyor. Kadın boşanırsa yaşayamaz. Neden? Başında bir bekçiye ihtiyacı var. Var mı gerçekten? Bu mu zihniyetiniz? Başında bekçisi olmasa kötü yola mı düşecek? Namusu düzde mi olacak? E ne yapacak boşanmayıp? Çocuk yapsın o zaman. Belki düzelirler. Haydiiiiiii. Olan çocuğa oldu. Sevgisiz ve şiddet ortamında büyüyen sağlıksız ve sorunlu bireyler yetiştirerek bizim pamuklara sardığımız çocuklarımıza oluyor olan. Sizin bu zihniyetiniz yüzünden oluyor her şey.

 

Kadın çalışmıyor ve evdeyse iki çocuk doğurup, yemek, temizlik ve ev işleri yapacak. Gerekirse camdan dahi burnunun ucunu çıkarmayacak. Çalışıyorsa zaten oooo dünyayı ben yarattım deyip burnu kaf dağında…

 

Kimseyi ve hiçbir kararı savunmuyorum.

Biz daha insan olmayı beceremiyoruz. Anne-baba olmayı, vicdanlı olmayı nasıl becereceğiz? Sokaklardaki kediler, köpekler bize günümüzdeki çoğu insandan daha merhametli. Birazcık zihniyetimizi değiştirebilsek daha yaşanır bir hale gelebilir belki.

Kim bilir?

*