Karadeniz'in kıyısında, yeşilin maviyle buluştuğu şehirlerden biri olan Ordu, son yıllarda değişen yüzüyle dikkat çekiyor. Yeni yollar, modern yapılar, gelişen ulaşım ağı ve artan yatırımlar... Tüm bunlar elbette önemli. Ancak bir şehri gerçekten yaşanabilir kılan şey, betonun yüksekliği değil; insanların birbirine gösterdiği saygı, doğasına sahip çıkması ve ortak yaşam kültürüdür.

Sabah erken saatlerde sahilde yürüyen bir insanın selamı, mahalle bakkalının "Hoş geldin." deyişi, yaylada tanımadığınız birinin size ikram ettiği çay... İşte Ordu'yu farklı kılan asıl değerler bunlardır.

Ne yazık ki bazen bu güzelliklerin kıymetini yeterince bilmiyoruz. Parklara bırakılan çöpler, dere yataklarına atılan molozlar, tarihi ve doğal alanlara gösterilmeyen özen, hepimizin ortak yaşam alanlarını yavaş yavaş tüketiyor. Oysa doğa bize ait değil; biz doğanın misafiriyiz.

Ordu, yalnızca deniziyle ya da yaylalarıyla anılacak bir şehir değil. Bu kent, emeğin şehridir. Sabahın ilk ışıklarıyla denize açılan balıkçının, fındık bahçesinde çalışan üreticinin, dükkânını açan esnafın, öğrencisini yetiştiren öğretmenin ve gecesini gündüzüne katarak çalışan sağlık personelinin şehridir. Her biri, Ordu'nun görünmeyen ama en sağlam temel taşlarını oluşturuyor.

Bugün birçok şehir, kimliğini koruyabilmek için büyük mücadele veriyor. Ordu'nun ise hâlâ kendine özgü bir ruhu var. Boztepe'den bakıldığında görülen manzara kadar, ara sokaklarda yaşayan mahalle kültürü de bu ruhun önemli bir parçası. Bu değerleri kaybetmeden gelişebilmek, belki de önümüzdeki yılların en büyük sınavı olacak.

Şehirleri yalnızca belediyeler ya da kurumlar güzelleştirmez. Kaldırıma çöp atmayan bir çocuk, yaşlı bir komşusunun poşetini taşıyan bir genç, fidan diken bir gönüllü ya da kaldırımda yürüyen yayaya yol veren bir sürücü de şehrin geleceğini inşa eder.

Hepimiz zaman zaman başka şehirleri örnek gösteriyoruz. Oysa belki de önce kendi yaşadığımız sokağa, kendi mahallemize, kendi kıyımıza bakmalıyız. Çünkü değişim büyük projelerle değil, küçük davranışlarla başlar.

Ordu, her mevsimi ayrı güzel yaşayan ender şehirlerden biri. İlkbaharda çiçek açan yaylaları, yazın masmavi koyuları, sonbaharda altın sarısına dönen fındık bahçeleri ve kışın beyaza bürünen yüksekleriyle dört mevsim yaşayan bir açık hava albümü gibi.

Bu güzelliğin gelecek kuşaklara aynı şekilde ulaşabilmesi ise yalnızca yönetenlerin değil, burada yaşayan herkesin sorumluluğudur.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Biz Ordu'da sadece yaşıyor muyuz, yoksa Ordu'yu gerçekten yaşatıyor muyuz?