İnsanı, diğer canlılardan ayıran en önemli fark, düşünüyor olmasıdır.
Medeniyet, düşünme ile başlamıştır. Düşünerek fikirler üretilmiş, sosyo-ekonomik hayata fikirler uyarlanmış ve günümüz medeniyetine ulaşılmıştır.
İnsan ölme bilinci taşıyor. Öldükten sonrasını merak ediyor. Bu merak, düşünce alanına da yansıyor. Düşüncenin nerede ve nasıl oluştuğunu anlamak istiyor. Merakını, bu anlayışa göre tatmin edici düşünceler geliştiriyor.
Tarihi süreç üç aşamalı biçimde "düşünceye şekil" vermiştir. Bunlar; düşüncenin kalpte oluştuğuna dair dönem, düşüncenin ruhta oluştuğuna inanılan dönem ve nihayet düşüncenin beyinde oluştuğuna dair dönem olarak sıralanabilir.
1. Düşünce KALPTE oluşuyor dönemi;
Antik Mısır'da "düşüncenin kalpte oluştuğu" sanılıyordu. Bu anlayış günümüze kadar gelmiştir. Kötü kalpli adam, iyi kalpli insan, kalp ile aşık olmak gibi.
Antik Mısır dinleri "kalp üzerine" inşa edildi. Ölen insanı, sorgu Tanrısı Anibus "kalbi" ile yargılıyordu. Tanrı Anibus, kalbi terazinin kefesine koyuyor, diğer kefeye kuş tüyü koyuyor. Kalp, kuş tüyünden hafif gelir ise ölen kişi aydınlıklar diyarına (cennete) gönderiliyordu.
Bu inanç, insanları sosyo-ekonomik hayatta "doğru davranmaya ve dinine sadık" olmaya bağlıyordu.
2. Düşünce RUHTA oluşuyor dönemi;
Halen devam eden bu dönemin meydana gelmesine, ünlü düşünür PLATON sebep olmuştur.
Günümüzden 2400 yıl önce yaşamış Platon "ölümsüzlüğü" arıyordu. Ruh fikrini icat etti. Ona göre ruh "ölümsüzlük diyarından" dünyaya gelmiş ve insan bedenine girmişti. Düşünce ruhta oluşuyordu. Ruh yeterli bilgiye ulaştığı zaman, bilgi sayesinde tekrar ölümsüzlük diyarına gidebilecekti.
Felsefi yetersizlik taşıyan inanç sistemleri, Platon'un Ruh kavramına dört elle sarıldılar. Düşünce ruhta oluştuğuna göre, ruhun hesap vermesi sayesinde insanları doğru yola getirmek ve kontrol etmek mümkündü. Kalbin yerini ruh aldı.
Ruh yaptıklarından dolayı hesap verecek. İyiler cennete, kötüler cehenneme gidecek anlayışı, Platon'dan sonraki semavi dinlere girdi.
3. Düşünce BEYİNDE oluşuyor dönemi;
Doktorlar, düşüncenin insan beyninde oluştuğunu anladılar. Bu anlayış, medeniyeti kökten sarstı. Modern insan ruh ile düşünülmediğini anladı. Ancak, kabul edemiyor. Zira, beyin ölüyor. Ölen beyin, insanın ölümsüzlük idealini yok ediyor.
Modern insan "ölümsüzlüğü" ruhta değil, biyolojik yapısına arıyor.