Aşılar, modern tıbbın sağladığı en büyük toplumsal kazanımlardan biri olmasına rağmen, bugün ilginç bir paradoksun merkezinde yer alıyor. Bir hastalık aşılar sayesinde ne kadar başarılı bir şekilde kontrol altına alınırsa, o hastalığın yarattığı tehdit hafızalardan o kadar siliniyor. Bu durum, insanların artık hastalıkların ağır klinik sonuçlarını görmemelerine ve dolayısıyla risk algılarının değişmesine neden oluyor. Bilimsel olarak aşılar, bağışıklık sistemimize bir mikrobun yapısını önceden tanıtarak vücudu bir nevi "eğitme" prensibiyle çalışır. Vücuda giren ve antijen adı verilen zararsız parçalar, savunma sistemimiz tarafından tanınır ve hafızaya alınır. Böylece vücut, ileride bu mikropla gerçekten karşılaştığında, ona karşı koyacak koruyucu proteinleri yani antikorları çoktan hazırlamış olur. Bu süreç, biyolojik bir savunma provasıdır ve vücudun hazırlıksız yakalanmasını engeller.

Aşıların içeriğindeki yardımcı maddelerle ilgili endişeler genellikle doz ve güvenlik arasındaki ilişkinin yanlış yorumlanmasından kaynaklanır. Kimya biliminin en temel kurallarından biri, bir maddenin etkisini belirleyen şeyin onun miktarı olduğudur. Aşıların içinde bağışıklık yanıtını güçlendirmek için kullanılan alüminyum bileşikleri veya virüsleri etkisiz hale getirmek için kullanılan maddeler, günlük hayatta tükettiğimiz gıdalarda, içtiğimiz suda ve hatta soluduğumuz havada çok daha yüksek oranlarda bulunur. Örneğin, bir bebeğin doğal beslenme süreciyle vücuduna aldığı bazı maddelerin miktarı, bir aşı dozundaki miktardan çok daha fazladır. Üstelik insan vücudu, kendi iç metabolizması sırasında bu maddelerin bazılarını doğal olarak üretir. Aşılar, bu bileşenlerin insan sağlığına zarar vermeyecek güvenlik sınırları içinde olduğu, yıllar süren ve binlerce gönüllünün katıldığı kapsamlı klinik deneylerden geçmeden onay alamazlar.

Dünya tarihindeki bazı acı tecrübeler, aşılanma oranlarındaki düşüşün ne kadar hızlı toplumsal sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. 1970'li yıllarda Japonya'da boğmaca aşısına karşı oluşan kısa süreli tereddüt, aşılanma oranlarını kritik seviyenin altına çekmiş ve bunun sonucunda hastalık hızla yeniden yayılmıştır. Benzer şekilde, yakın geçmişte Samoa adasında yanlış bilgilendirme sonucu düşen aşılanma oranları, çok ciddi bir kızamık salgınına ve can kayıplarına yol açmıştır. Türkiye ise bu konuda aslında derin bir birikime sahiptir. 18. yüzyılda Osmanlı toplumunda uygulanan ve "çiçek aşılama" olarak bilinen yöntem, o dönemde dünyadaki en ileri koruma tekniklerinden biriydi ve Avrupa tıbbına bu konuda ilham kaynağı olmuştu. Bu tarihi miras, aşılama kültürünün bizim topraklarımızda bilimsel bir temel üzerine oturduğunu göstermektedir.

Toplum bağışıklığı kavramı, aşılamanın bireysel bir tercihin ötesinde etik bir sorumluluk olduğunu vurgular. Her toplumda kanser tedavisi görenler, bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar veya yaşı çok küçük olduğu için henüz aşılanamamış bireyler bulunur. Bu kişiler, hastalıklar karşısında en savunmasız gruptur. Toplumun büyük bir çoğunluğu aşılandığında, virüs yayılacak yeni bir bünye bulamaz ve bir nevi "duvara çarpar". Bu sayede, virüsün dolaşımı durur ve aşılanamayan o hassas grup da dolaylı olarak korunmuş olur. Bilimsel literatürde bu durum, bulaşma zincirinin kırılması olarak adlandırılır. Ancak aşılanma oranları belirli bir eşiğin altına indiğinde, bu koruyucu kalkan delinir ve virüs toplumun en zayıf halkalarına ulaşarak salgınlara neden olur.

Sonuç olarak aşılar, insan ömrünü uzatan ve çocuk ölümlerini azaltan en güvenli tıbbi müdahalelerin başında gelir. Elbette her tıbbi müdahalede olduğu gibi aşılarda da hafif yan etkiler görülebilir, ancak bilimsel veriler aşının sağladığı korumanın, hastalığın yaratacağı risklerden kat kat daha yüksek olduğunu kanıtlamaktadır. Bugün modern dünyada sağlıklı bir şekilde yaşamımızı sürdürebilmemiz, büyük ölçüde geçmiş kuşakların aşılanarak bu hastalıkları toplumdan uzaklaştırmış olması sayesindedir. Bu bilimsel koruma hattını sürdürmek, hem kendi sağlığımızı hem de gelecekteki nesilleri korumak adına atılacak en rasyonel adımdır.