Olağan döviz girdi ve çıktılarının dönemsel hesabına cari denge diyoruz. Dönem, aylık olabilir, yıllık olabilir. Her halükarda denge kurulur.
Olağan döviz girdileri nelerdir? İhracat gelirleri, turizm gelirleri, yurt dışında çalışanların gönderdikleri paralar. Navlun ve sigorta gibi yurt dışından ülkeye giren hizmet gelirleri. Ve yurt dışından, ülkede yerleşiklerin elde ettiği faiz ve kira gelirleri ile karlarından oluşuyor.
Olağan döviz çıktıları nelerdir ? İthalata ödenen bedeller, yurt dışı turizm harcamaları, yabancı sermaye ve emek için ödenen bedeller, ülkede kar eden yabancıların kar transferleri ve hizmetler için yabancılara ödenen dövizlerden oluşuyor.
Olağan döviz gelir ve giderleri dengede olmak zorunda. Olmaz ise, sistemi kur haraketleri dengede tutuyor. Açık verildiği zaman kurlar artıyor. Fazla verildiği zaman kurlar düşüyor. Bizim ülkemizde sürekli cari açık ile denge kuruluyor.
Soru şudur. Neden Türkiye sürekli cari açık veriyor ?
Cari açıkların gerisinde, dış ticaret dengesinden gelen açıklar var. Sebebi, dış ticaret hadlerinin aleyhe işlemesinden kaynaklanıyor. Tarımsal ürün ihraç edip, sanayi ürünü satın alındığı zaman, ticaret hadleri aleyhe işler. Son yıllarda Türkiye sanayi ürünleri ihraç ediyor. Bu kez karşımıza, katma değeri yüksek ürünler ithalatı çıkıyor. Nitekim, yüksek teknoloji ürün ithalat ve ihracatı arasında yüzde 12 lik bir açık var. Bu açığı bir an önce kapatmamız şart. Havacılık sanayindeki gelişmeler, şimdiden sonuç vermeye başladı. İha ve siha satışları sayesinde, cari açıklarda azalmalar bekleniyor.
Cari açık konusunda, doğru olmayan tartışmalar var.
Muhalif kesim, sanki devlet cari açık kadar yurt dışından borçlanacak ve cari açığı bu yoldan kapatacak imajı yaratılıyor. Realitede ise Türkiyede oluşan cari açıkları özel sektör finanse eder. Devletin cari açık ile herhangi bir ödeme mükellefiyeti yoktur. Devlet yurt dışına ödemek zorunda olduğu, giderleri vardır. Bunlar borç faizleri, ana para taksitleri, yurt dışı memur ve hizmetli giderleri gibi paralar olup çok yüksek rakamları içermiyor. Yıllık, 15-20 milyar dolar yeterli geliyor. Türk ekonomisi içerisinde bu büyüklükte paranın bulunması sorun teşkil etmez. Nitekim etmiyor.
Sorun, özel sektörün cari açık yaratıcı işlemlerinden kaynaklanıyor. Özel sektör, ihracat amacıyla ithalat yapıyor. Tüm ithalatın neredeyse yüzde 90 ları üretim amacıyla yapılıyor. Tüketim amacıyla ithalat yüzde 8 civarında seyrediyor.
İthalata bağlı üretim yaparak ihracat yapan özel sektöre baktığımız zaman tamamının kar ettiğini görüyoruz. Bir işletmenin kar edebilmesi için, katma değer yaratması gerekir. Borsaya kota işletmelerin tamamı karlı. Hem de yüksek karlı.
Normal koşullarda, aldığından daha çok değerle mal satan işletme karlı olacaktır. Karlar neden cari fazla olarak ekonomiye yansımıyor?
Türkiyenin sorunu burada başlıyor. GÜVEN. İşletmeler kendilerini güvenceye almak için, fatura oyunları ile kar transferi yapıyorlar. Aldıklarını pahalı, sattıklarını ucuz gösteriyorlar. Böylece, burada elde ettikleri karı transfer ediyorlar. Farkı, borç gibi gösteriyorlar. Bu borçlar anında cari açığa negatif değer ile yansıyor.
Negatif değeri yaratan özel sektör, cari açığı finanse etmek zorunda kalıyor. Bu nedenle, FİNANSE EDİLDİĞİ SÜRECE CARİ AÇIK sorun olmuyor. Esasen, cari dengenin önemli bir kuralı vardır. Finanse edilmez ise cari açık da oluşmaz.
Özel sektörün, sürekli kar transferi sonunda, buradaki şirketin öz sermaye kaldıraç gücü zayıflıyor. Sermayeyi artırması gerekiyor. Aralarındaki sorun kağıt üzerinde çözülüyor. Bu nedenle, muhalif kesimin 20 yıldan beri '' battık, iflas ettik, yıkıldık'' söylemi havada kalıyor.