İnsanlık tarihinin en konforlu dönemlerinden birinde yaşıyoruz. İstediğimiz bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz. Dünyanın diğer ucundaki insanlarla anında konuşabiliyoruz. Eskiden hayal bile edilemeyecek imkânlara sahibiz.
Ama buna rağmen insanlar mutlu değil.
Sokakta yürüyen insanların yüzlerine bakın. Çoğunun zihni başka yerde. Bir sonraki ödeme, bir sonraki iş, bir sonraki hedef ya da bir sonraki sorun...
Belki de sorunumuz sahip olduklarımızın azlığı değil, sahip olduklarımızın değerini unutmuş olmamızdır.
Çünkü insanın doğasında sürekli daha fazlasını istemek vardır. Daha büyük ev, daha yeni araba, daha yüksek maaş, daha fazla başarı...
Ancak her ulaşılan hedef kısa süre sonra sıradanlaşır. İnsan yeni bir hedef belirler ve aynı döngü yeniden başlar.
Bu yüzden birçok insan yıllardır mutlu olmak için geleceği bekliyor. Oysa hayat beklerken geçiyor.
Mutluluk büyük olaylarda değil, küçük ayrıntılarda saklıdır. Sabah kahvaltısında aileyle geçirilen birkaç dakika, dosttan gelen samimi bir telefon, akşamüstü içilen bir çay...
Bunlar küçük gibi görünür ama aslında hayatın temel taşlarıdır.
Bugün birçok insan başarıya sahip ama huzura sahip değil. Çünkü başarı dışarıdan görünür, huzur ise içeride hissedilir.
İnsan bazen sahip olduklarının listesini yapmak yerine, kaybetmek istemediklerinin listesini yapmalıdır. O zaman aslında ne kadar zengin olduğunu fark eder.
Belki de mutluluk aradığımız yerde değil, uzun zamandır görmezden geldiğimiz yerde duruyordur.
Ve belki de eksik olan şey daha fazla şeye sahip olmak değil, elimizdekilerin kıymetini yeniden hatırlamaktır.