Modern çağın en büyük sorunlarından biri zamanın hızla akıp gitmesi değil, insanların sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmasıdır.

Sabah gözümüzü telefon alarmıyla açıyor, gün boyunca onlarca mesaj, bildirim ve işle uğraşıyor, akşam olduğunda ise günün nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı ama aynı zamanda bizi sürekli hareket halinde kalmaya zorladı.

Eskiden insanlar bir çay sohbeti için saatler ayırabilir, komşusuna uğrayabilir, akşamları ailece oturup konuşabilirdi. Bugün ise aynı evin içinde yaşayan insanlar bile birbirlerine vakit ayırmakta zorlanıyor. Çünkü herkes meşgul. Kimisi işiyle, kimisi telefonu ile, kimisi de yetişmesi gereken bir sonraki programla...

Oysa hayat, sürekli koşulan bir yarış değil. Bazen durup etrafa bakmak, sevdiklerimizle vakit geçirmek, bir dostun halini hatırını sormak da en az çalışmak kadar değerlidir. Hatta çoğu zaman insanı mutlu eden şeyler, para kazanırken kaçırdığımız o küçük anlardır.

Ne yazık ki günümüzde başarı, yoğunlukla ölçülmeye başladı. Boş vakti olan kişi üretmiyormuş gibi görülüyor. Halbuki dinlenmek, düşünmek ve kendine zaman ayırmak da insanın ihtiyaçları arasındadır.

Belki de artık biraz yavaşlamanın zamanı gelmiştir. Çünkü hayatın en güzel anları genellikle acele ederken değil, durup fark ettiğimizde karşımıza çıkar.

Unutmayalım; zamanın değerini anlamak için bazen saate değil, hayata bakmak gerekir.