Otuz yaşına geldim. Kendimi daha aklı başında, olgun, doğruyu yanlışı iyiyi doğruyu ayırt edebilir olarak değerlendiriyorum aslında. Buna rağmen bazen yerine kararlar veremiyorum. İyi insan derken içine hep doğru insanları koyamıyorum.

Tahammül edemiyorum başkasının peşinden konuşana çünkü biliyorum ki benim de peşimden konuşuyor çok iyi biliyorum hem de. İyi niyetten anlamayan iyilik bilmeyen insan yerine koyulduğunu anlamayan insanlar var. Annesi için idare ettiğin kendisini biraz daha kıymetli hissetsin diye çaba gösterdiğin bir kişinin peşinden saçmalamasına artık tahammül edemiyorum.

Aslında buna kim tahammül edebilir ki ben bunca zaman niye idare etmeye çalışmışım. Aslında benim kızdığım kendimim. Bu andık bir vefadır bendeki de darbeyi açık açık yiyip de yine hiç tereddüt etmeden görüşmeye devam ediyorum bunu kendime niye yapıyorum bilmiyorum.

Hayatımda olmadığını düşünelim bu tip bir kişinin. Ne eksiği olacak hayatımın? Neyi o da olsa iyi olurdu diye geçireceğim içinden? Ya da içimde kocaman bir boşluk mu olacak? Hayır. Lakin neden kendi kendimi böylesine gurursuzlaştırıyorum. Günlerdir düşünüyorum ama içinden çıkamıyorum. İlkokul, ortaokul hatta lise yıllarında niceliği önemserim arkadaşlarım arasında. Her sınıftan her bölümden her sokaktan her şehirden bir arkadaşım olsun. Olsun da nasıl olursa olsun fazla olsun. Üniversite ile birlikte yavaş yavaş içime çekildim niteliği önemsemeye başladım. Çok insan hayatımda ne güven verdi ne de faydasını gördüm sadece kalabalık hissettirdi yüreğime. İş hayatı ile birlikte yeni insanlar tanımaya dahi çok uzağım. Yeni bir hikayeye belki yeni bir tanışmaya gücüm yok çünkü. Tükenmişliğin bir parçası mı bu his yoksa az insanın hayatına usul usul dokunuşunun verdiği huzur mu? Seçim senin. Daha erken yaşlarda tanıdığım insanlarla lüks bir caddede yürümektense dar çıkmaz sokağa dahi razıyım.

Şimdi sıra sizde az insanın az eşyalar kadar huzur vermesini mi denemek isterseniz yoksa onca kalabalığın içinde ürkek ve yapayalnız kalışınızı mı tebrik etmek isterseniz??