İnsan ilginç bir varlık. İçindeyken değerini anlayamadığı günleri, yıllar sonra büyük bir özlemle hatırlıyor.
Çocukluk yıllarında büyümek isteriz. Okul bitsin isteriz. İşe başlayınca tatili bekleriz. Çalışırken emekliliği düşünürüz. Emekli olunca da geçmiş yılları...
Sanki sürekli başka bir zamana ulaşmaya çalışıyoruz.
Oysa hayat tam da şu an yaşanıyor.
Bugün sıradan gördüğümüz birçok şey, yıllar sonra özlem duyacağımız anılar olacak. Şu an evimizin içinde duyduğumuz sesler, çocuklarımızın kahkahaları, anne babamızın telefondaki sesi...
Bir gün bunların hepsi hatıraya dönüşecek.
İnsan bunu genellikle kaybettikten sonra fark ediyor.
Eski fotoğraflara baktığımızda aslında fotoğraftaki mekânları değil, o günkü insanları özlediğimizi anlıyoruz. Çünkü zamanın en büyük gücü, her şeyi değiştirmesi.
Bu yüzden hayatı sürekli geleceğe ertelemek büyük bir yanılgıdır.
"Daha sonra gezeriz."
"Daha sonra görüşürüz."
"Daha sonra vakit ayırırız."
O "daha sonra" bazen hiç gelmez.
Hayatın garantisi yoktur. Bu yüzden bazı insanlarla konuşmak için yarını beklememek gerekir. Sevdiklerimize değer verdiğimizi söylemek için özel bir gün beklememek gerekir.
Çünkü zaman sessizdir ama çok hızlı geçer.
Yıllar sonra dönüp baktığımızda hatırlayacağımız şeyler büyük başarılarımız değil; birlikte güldüğümüz insanlar, kurduğumuz dostluklar ve yaşadığımız güzel anlardır.
Belki de hayatın sırrı budur.
Bugünü sıradan bir gün olarak görmek yerine, gelecekte özlenecek bir hatıra olarak yaşayabilmek...