Bir rivayet vardır; derler ki kelebekler bir gün yaşar. Bu cümle kulağa öyle şiirsel gelir ki insana hayatın geçiciliğini hatırlatır, hüzünle gülümsetir. Oysa gerçek, sandığımızdan hem daha uzun hem de çok daha büyüleyicidir.

Kelebeklerin ömrü, türlerine göre değişir.

Bazıları 1-2 hafta, bazıları aylarca… Mesela Kral kelebeği, kanat çırpa çırpa göç yollarını aşar, neredeyse dokuz aya varan bir ömür sürer. Yani “bir gün” masalı, kelebeklere haksızlık eder. Ama bu masalın asıl kahramanı başka: Mayıs sinekleri.

İşte burada hikâye birden değişir. Mayıs sinekleri —bilimsel adıyla Ephemeroptera— gerçekten de erişkin olduklarında yalnızca bir gün yaşar. Ama o bir gün, ömrün tamamı değildir. Suyun derinliklerinde, taşların arasında, kimsenin görmediği bir hazırlık dönemi geçirirler. Aylar, hatta yıllar boyunca yosun yer, oksijen solur, beklerler. Sabırla, ışıksız bir dünyada. Sonra bir gün… Zaman gelir.

Su yüzüne yükselirler, mat kanatlarını güneşe gösterir, son kez kabuk değiştirirler. Artık parlak, artık özgür, artık erişkindirler. Ve o andan itibaren ağızları kapanmıştır; yemek yok, durmak yok. Tek amaç: hayatı devam ettirmek. Erkekler suyun üstünde dans eder, dişiler eşini bulur, yumurtalar suya bırakılır. Ve bütün bu telaşın sonunda, güneş batmadan ömür de biter.

İşte “bir günlük ömür” dediğimiz şey, aslında bir ömür boyu süren hazırlığın kutlamasıdır. O gün onlar için bir festivaldir: Yemek yok, uyku da yok. Sadece kanat sesleri, suya düşen gölgeler ve yaşamın yeniden başlaması. Belki de bu yüzden bu hikâye bizi bu kadar etkiler. Çünkü insan da biraz böyledir; yıllarca biriktirir, hazırlar, bekler. Sonra hayatın ona sunduğu o tek ânı bütün varlığıyla yaşar. Kimi zaman bir aşk, kimi zaman bir hayal, kimi zaman da çocuklukta kurulan bir hedef… Geldiğinde, her şeyimizi ona adarız.

Kelebeklerin bir gün yaşadığı yalan. Ama mayıs sineklerinin hikâyesi, bize hakikatin bazen efsanelerden daha şiirsel olabileceğini gösteriyor.

Ve belki de mesele ömrün uzunluğu değil, o ömrü ne kadar dolu yaşadığımızdır.