Bir şehrin zenginliği ne gökdelenlerinin sayısıyla ölçülür ne de açılan yeni alışveriş merkezleriyle…
Bir şehrin gerçek zenginliği, o şehirde biriken hatıralardır.
Bugün Ordu’nun sokaklarında yürürken, çoğumuz fark etmeden geçmişimizin içinden geçiyoruz. Bir zamanlar önünde sıra beklediğimiz sinemanın yerinde artık bir mağaza var. Çocukken dondurma aldığımız dükkânın yerinde bir banka şubesi yükseliyor. Eski kahvehanelerin yerini ise sessiz, ruhsuz mekânlar almış durumda.
Şehir büyüyor…
Ama şehir büyürken, aslında bir şeyler eksiliyor.
Eskiden insanlar sokakta yürürken birbirine selam verirdi. Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanlar bile birbirini tanımıyor. Eskiden bir komşunun kapısı çalındığında, yardım için açılırdı. Şimdi kapılar daha sağlam, ama ilişkiler daha zayıf.
Modern hayat bize konfor verdi, ama samimiyeti elimizden aldı.
Oysa şehir dediğimiz şey sadece binalardan ibaret değildir.
Şehir, insanın kendini ait hissettiği yerdir.
Ve insan, hatırası olan yerde yaşar.
Bir şehir hatıralarını kaybettiğinde, aslında ruhunu kaybeder.