2008 yılından itibaren, ekonomilerde işlev değişikliği başladı. Finansal kesimin gücü azalıyor. Reel ekonominin gücü artıyor.
19 yüzyılın başından beri finansal güç sahipleri (bankerler) istedikleri gibi dünyayı idare ettiler. 1815 Wateloo Savaşı, 1865 Amerikan İç Savaşı, Birinci ve ikinci Dünya Savaşını onların kurguladığı iddia ediliyor.
1944 Bretton Woods para anlaşması ile doları dünya parası yapan bankerler, o tarihten itibaren Amerika'yı amaçlarına alet olarak kullandılar. Kore, Vietnam Savaşlarını organize ettiler. Körfez Savaşını, Irak'ın işgalini başardılar.
Dünya egemenliğine doğru gidiyorlardı. Ancak, farklı bir ekonomik olay meydana geldi. Karlı şirketlerin, döner sermayeleri Sabit Kıymetlerine göre artıyor. Döner sermayesi artan şirketler, kredi kullanmıyor. Bankalarda finans kapital birikiyor. Tüketici kredileri limite yaklaştığı için, bankalar faizleri düşürmek zorunda kalıyor.
Batı ekonomilerinde faizler negatif seviyelere düştü. Para sermaye, yani bankerler kredi vererek, karlı şirketleri kontrol edemiyor. Aksine karlı şirketler ellerinde artan döner sermaye sayesinde, yatırımları bankasız yapıyor. Teknoloji üreterek kar eden şirketlerde, bankaların gücü tamamen sıfırlandı.
Banka gücünü kullanan bankerler, kredi veremedikleri karlı şirketlerin hisse senedini satın alma peşindeler. Sermaye piyasasında, büyük rekabet var. Hisse senedi piyasası anormal yükseliyor. Buna rağmen, karlı şirketler "kendi hisse senetlerini satın alarak" bankerlere fırsat tanımıyor.
Dolar basma hakkını kullanan, bin kişiyi geçmeyen bankerler ile reel ekonomide sermaye sahibi olan yeni kesim arasında büyük bir mücadele var.
Reel kesimdeki sermaye sahipleri, uluslararası sermaye akımları yöntemi ile dünya üzerinde yeni bir ekonomik egemenlik yaratma peşindeler.
Türkiye'deki 15 yıllık ekonomik göstergeler bu savaşın gerçek yüzünü anlamamıza imkân tanıyor. 2003 yılından 2017 yılına kadar Türkiye'ye Batıdan 160 milyar dolar doğrudan sermaye yatırımı geldi. Görünmeyen kalemlerden sermaye giriş ise 261 milyar doları buluyor. Buna rağmen, bankalar yurt dışından 170 milyar dolar "finans kapital" temin ettiler.
261 + 160 = 421 milyar dolar sermayedar yatırımına karşı, bankerler 170 milyar dolar Türkiye’yi finanse edebildiler. Aradaki farka bakıldığında reel kesimin gücünün giderek arttığı görülüyor.
Dünyada para sermayenin gücü azalıyor. Sanayi sermayesinin gücü artıyor. Doları ve finans piyasasını kullanarak dünya imparatorluğu kurma hayalleri sona eriyor.