Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızın her alanında hız ön plana çıktı. Daha hızlı internet, daha hızlı ulaşım, daha hızlı iletişim... Gün içerisinde yüzlerce mesaj alıyor, onlarca habere göz atıyor ve sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Ancak tüm bu hızın içerisinde kaybettiğimiz önemli bir değer var: Yavaşlamak.

Eskiden insanlar bir fincan çayın etrafında uzun sohbetler eder, komşular birbirine uğrar, çocuklar sokaklarda saatlerce oynardı. Bugün ise çoğu zaman elimizde telefonlarla aynı masada oturup birbirimizden uzaklaşıyoruz. Hız, bize zaman kazandırıyor gibi görünse de aslında birçok şeyi fark etmeden geçip gitmemize neden oluyor.

Bir ağacın gölgesinde oturup etrafı izlemek, gün batımını seyretmek, bir dostun halini gerçekten sormak artık lüks sayılıyor. Oysa insan ruhu, makine gibi sürekli çalışmak için yaratılmadı. Bazen durmaya, düşünmeye ve nefes almaya ihtiyaç duyar.

Yavaşlamak tembellik değildir. Tam aksine, hayatı daha bilinçli yaşamanın bir yoludur. Çünkü insan ancak durduğunda çevresini, sevdiklerini ve kendisini daha iyi görebilir. Sürekli koşan biri, varacağı yere odaklanırken geçtiği güzellikleri kaçırabilir.

Belki de bugün kendimize küçük bir iyilik yapmalıyız. Telefonu birkaç saatliğine kenara bırakmalı, yürüyüşe çıkmalı ya da sevdiklerimizle ekransız bir sohbet gerçekleştirmeliyiz. Çünkü hayat sadece yetişmeye çalıştığımız hedeflerden ibaret değil; o hedeflere giderken yaşadıklarımızdan da oluşuyor.

Unutmamak gerekir ki bazen en doğru adım, biraz yavaşlamaktır.