Son yıllarda hayatımızın merkezine yerleşen sosyal medya, bilgiye ulaşımı kolaylaştırırken bir o kadar da tehlikeli bir alan haline geldi. Artık herkes bir “haber kaynağı”, herkes bir “yorumcu”… Peki bu gerçekten iyi bir şey mi?
Özellikle son günlerde yaşanan hassas olayların ardından, bazı sosyal medya hesaplarının doğruluğu teyit edilmemiş içerikleri hızla paylaşması, toplumda bilgi kirliliğini adeta zirveye taşıdı. Bir olayın gerçek olup olmadığını araştırmadan yapılan paylaşımlar, sadece yanlış bilgi yaymakla kalmıyor; aynı zamanda insanların korku, panik ve güvensizlik duygularını da besliyor.
Bugün geldiğimiz noktada, “ilk paylaşan olmak” ile “doğruyu paylaşmak” arasındaki fark ciddi şekilde unutulmuş durumda. Oysa haberciliğin temelinde hız değil, doğruluk vardır. Bir bilgiyi erken vermek değil, doğru vermek esastır. Aksi halde yapılan her paylaşım, toplumun zihninde küçük bir kaos tohumu ekmekten başka bir işe yaramaz.
Daha da düşündürücü olan ise, bu paylaşımların çoğunun etkileşim uğruna yapılmasıdır. Beğeni, yorum ve takipçi kazanma hırsı; etik değerlerin önüne geçtiğinde ortaya çıkan tablo, ne yazık ki sorumsuzlukla açıklanabilecek bir durumdur.
Unutulmamalıdır ki sosyal medya sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir sorumluluk alanıdır. Herkesin elinde bir “yayın gücü” varken, bu gücü bilinçsizce kullanmak toplumun tamamına zarar verir.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Paylaştığımız şey gerçekten doğru mu, yoksa sadece dikkat çekmek için mi orada?
Çünkü bazen bir paylaşım, sadece bir paylaşım değildir.