Karadeniz’in birçok şehri güzeldir ama kabul edelim; yaz mevsimi gelince Ordu’nun havası başka olur. Kışın sert rüzgârları, yağmurlu günleri ve gri gökyüzü yerini; denizin mavisiyle yeşilin yarıştığı kartpostallık manzaralara bırakır. İşte o zaman insan, yaşadığı şehrin kıymetini bir kez daha anlar.

Yaz geldi mi Ordu adeta kabuğunu kırar. Sabahın erken saatlerinde sahilde yürüyenler, bisiklete binen gençler, Boztepe’ye çıkan aileler, yayla yollarına düşenler… Şehir bir anda hareketlenir. Kıyıda çayını yudumlayan emekliden, sahilde arkadaşlarıyla vakit geçiren gence kadar herkesin yüzünde farklı bir enerji oluşur.

Ama yaz sadece güneş ve tatil demek değildir. Yaz aynı zamanda şehrin kendini gösterme zamanıdır. Çünkü Ordu’nun sahip olduğu doğa, birçok şehrin hayalini kurduğu kadar güçlü bir zenginliktir. Bir yanında mavi deniz, birkaç kilometre sonra sisler içindeki yaylalar… Sabah sahilde kahvaltı edip öğleden sonra serin yayla havasına çıkabileceğiniz kaç şehir vardır?

Fakat burada önemli bir soru var: Biz bu güzelliğin kıymetini gerçekten biliyor muyuz?

Her yaz aynı manzaraları yaşıyoruz. Trafik yoğunluğu, plansız otoparklar, sahillerde düzensizlik, bazı alanlarda çevre kirliliği… Bir yandan turist gelsin istiyoruz, diğer yandan gelen misafire yeterince düzenli bir şehir deneyimi sunmakta zorlanıyoruz. Oysa yaz, sadece ekonomik hareketlilik değil; aynı zamanda bir vitrin dönemidir.

Bir şehir yazın kendini anlatır. Sahiliyle, temizliğiyle, etkinlikleriyle, insanının misafirperverliğiyle hafızada yer eder. Ordu’nun bu konuda çok güçlü bir potansiyeli var. Ancak potansiyel tek başına yetmez; planlama, koruma ve sahip çıkma gerekir.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Ordu’nun yazını gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece seyrediyor muyuz?

Çünkü Ordu’da yaz sadece bir mevsim değildir. Denizden gelen hafif esinti, yayladan inen serinlik, sahilde içilen bir çay, gün batımında izlenen o manzara… Bunlar bir şehrin ruhudur.

Ve kabul edelim; Ordu’da yaz, gerçekten başka güzeldir.