Bu gün Kapitalizmi, City of London Bankerleri temsil eder. Doları onlar basar. Euroyu onlar basar. Yen ve Sterlin onların egemenliğindedir. Ekonomisi hızlı gelişme gösteren Çinin başarısını göz ardı edemediler. 2016 yılında Çin parası Renminbi, SDR sepetine dahil edildi ve Çin de Kapitalizme eklemlendi.
İkinci Dünya Savaşından sonra Türkiye, kapitalizmin hedefine girdi. Cumhuriyeti kuranların hafızalarında, Paris Dörtlüsünün kirli kararı, canlılığını koruyordu. Stalin belasından başka türlü kurtulunamayacağı anlaşılınca, denize düşen yılana sarılır misali, 1949 dan itibaren Kapitalizmin pençesine takıldık.
Bizim ekonomik kalkınmamızı istemeyecekleri biliniyordu. Öyle de oldu. 1952 yılında Natoya girmekle, ikinci büyük tarihi hatayı da yapmış olduk.
Nasıl olduysa, Merkez Bankasını 1970 yılında, banker Rothschild'in elinden aldık. Ancak, merkez bankasını millileştiren Demireli 25 cente muhtaç ettiler. 1980 darbesinde Zincirbozan hapishanesine gönderilen Demirel, merkez bankasını kast ederek ''Vatana İhanet Suçu İşleniyor'' diye bağırdığını duyanlar, bankayı Rothschilde geri vermeye cesaret edemediler.
Kapitalizm kriz üzerine kriz yarattı. 1994 de Tansu Çiller, 2001 yılında Ecevit perişan oldular. Hedefte merkez bankası vardı. Adamaları, Kemal Dervişi gönderdiler. Medya kanalıyla, Kemal Dervişi yere-göğe sığdıramadılar. Ekonomiden sorumlu bakan yaptılar. Rahmetli Demireli aşamadılar. Merkez Bankası ÖZERK olsun fikirini dayatmayı başardılar. Fakat, onların gözü bankacılık sistemindeydi.
Kemal Derviş kanalıyla, bankaların dış borcuna karşı Hazineyi kefil etmeyi başardılar. Yol artık değişmişti. Bankalar konsorsiyum kredileri yoluyla, yabancı bankerlere borçlanıyor. Elde ettiği borçları halka, devlete ve devlet garantili yatırımlara kredi olarak veriyor. Bankalar, halkın canına okuyarak, bankerlere çalışıyor.
Devlet yatırım yapılsın ister. Yol-köprü-tünel-havalanı gibi yatırımlar ekonomiye ''dışarıdan istifadeler yoluyla'' katkıda bulunur. Ancak, alt yapı yatırımların verimliliği düşük dür. Hükümet bu yatırımların finansmanını, garanti vererek, milli bankalara yaptırdı. Ulusal Bankalarda, yatırımları finanse edecek mevduat yoktu. Bankalar, dışarıdan borçlanarak yatırımları finanse ettiler. Görünürde finansman milli idi. Ama gerçekte, dolaylı yoldan finansmanı yabancı bankerler yapıyordu. Nasıl olsa, bankaların dış borcuna karşılık hazine kefil idi.
Sıkıntı büyük oldu. Zira, yatırımların bazıları, piyasa faiz hadleri kadar para kazandırmıyor. Garantileri hazine ödüyor. Bankalar, piyasadan dolar toplayarak borçlarının faizini ve taksitlerini ödüyor. Bankaların dış borcunu oluşturan Konsorsiyum Kredileri yoluyla kapitalizm sömürüsüne devam ediyor.
Kredi kullanılabilir. Ancak, verimli olma şartı vardır. Verimlilik piyasa faizinin altında kaldığı taktirde, kaynak israfı ortaya çıkıyor. İsrafın bedelini halk ödüyor. Kapitalistler, verdikleri kredilerin israf edilmesini sever. Zira, kaynağını israf eden ülke bir daha onların pençesinden kurtulamıyor.