Sahi, güven neydi?

Eskiden insanın sözü senetti derlerdi. Şimdi sözün altına "Yapay zekâ ile üretilmiştir." notu düşmek gerekiyor. Çünkü kimin ne dediği belli değil; ama kimin prim yaptığı gayet belli.

Güven; insanların acısını vitrine koyup beğeni toplamak değildi. Bir felaketi, bir gözyaşını, bir dramı kazanç kapısına çevirmek hiç değildi. Acıdan rant çıkarmak marifet olsaydı, vicdanın bugün emekli olması gerekirdi.

Güven; inançları kullanarak insanları birbirine düşürmek değildi. Kardeşi kardeşe kırdırmak, farklı düşünceleri düşmanlığa çevirmek değildi. Birilerini ilahlaştırıp diğerlerini şeytanlaştırmak hiç değildi. Çünkü aklı susturup alkışı çoğaltınca hakikat büyümüyor, sadece gürültü artıyor.

Bir de sosyal medya var...

Eskiden mahallede dedikodu olurdu; şimdi saniyeler içinde dünyaya servis ediliyor. Yapay zekâyla söylenmeyen sözler söylenmiş gibi gösteriliyor, montajlar gerçek diye pazarlanıyor. Adına da "içerik" deniyor. Yalan, filtre takınca doğruluk belgesi almıyor.

Ne gariptir ki emek vermek zor geliyor ama iftira üretmek birkaç tık uzağımızda. Doğruyu araştırmak zahmetli, linç etmek ise ücretsiz.

Güven; elini taşın altına koymaktır. İnsanların özel hayatını koz olarak kullanmak, üç nokta koyup gerisini insanların hayal gücüne bırakmak değildir. Bazen o üç nokta, üç cümleden daha fazla zarar verir.

Sahi, adalet güvenin direği değil miydi?

Peki biz ne yaptık?

Bel altından vurana "cesur", iftira atana "fenomen", hakaret edene "gündem", susup işini yapana ise "etkileşimi düşük" dedik.

Sonra da dönüp, "Toplum neden bu hâle geldi?" diye sorduk.

Komşu komşunun külüne muhtaçtı; şimdi Wi-Fi şifresini bile paylaşmıyor. Aynı apartmanda oturan insanlar birbirini tanımıyor ama binlerce kilometre uzaktaki bir hesabın ne dediğini ezbere biliyor.

Güven kaybolunca sadece insanlar değil, toplum da yalnızlaşır. Çünkü güvenin olmadığı yerde şüphe büyür, şüphe büyüdükçe birlik küçülür. Birlik küçülünce de geriye sadece kalabalık kalır.

Kalabalık olmak başka, toplum olmak bambaşka bir şeydir.

Sahi, güven; çıkarlar değişince sırt çevirmek miydi?

Galiba biz güce fazla hayran olduk. Güveni değil, gürültüyü alkışladık. Fitne çıkaranları omuzlara aldık, birleştirenleri sessizliğe mahkûm ettik.

Sonra da dönüp aynaya baktık ve "Bize bunu kim yaptı?" diye sorduk.

Belki de cevabı aynadaki yorgun gözlerde aramak gerekiyordu.

Çünkü bir toplumu ayakta tutan ne korkudur ne de güç gösterisi...

Bir toplumu ayakta tutan, insanların birbirine gönül rahatlığıyla "Sana güveniyorum." diyebilmesidir.

İşte asıl servet buydu.

Ve ne yazık ki en kolay harcadığımız da o oldu.