Türkiye'nin sorunu ürettiğinden daha çok tüketmektir.
Aile, bölge ya da ülke olsun, ürettiğinden daha fazla tüketemez. Tüketir ise aradaki farkı borç ile kapatmak zorundadır.
Borç ile tüketimini artıran toplumlar, bu ekonomik yanlışlığın bedelini ağır ödüyor. Servet ve sermayesini kaybediyor.
Nitekim Türkiye yıllardan beri cari açık veriyor. Yani ürettiğinden daha çok tüketiyor. Aradaki farkı dışarıya borçlanarak karşılıyor. Yabancı alacaklılar geliyor, kapıyı çalıyor. "Satılacak neyiniz var" diye soruyor.
14 yıldan beri satıyoruz. Cumhuriyetin kurduğu fabrikalar teker teker elden çıktı. En karlı olan içki ve sigara gibi tesisler dahi satıldı. Satın alanın kimliğine dahi bakılmadı. Telekom'u Araplar, Yapı Krediyi İtalyanlar, Çimento fabrikalarını Fransızlar satın aldı.
Referandumdan önce Hollandalılara pek de kızmıştık. Ama boşuna imiş. İki gün önce Petrol Ofisi onlara sattık.
Türkler ilginç bir millet. Ekonomik işlere pek aklı ermiyor. Osmanlı döneminde de öyleydi. Köylerde ağaların marabalığını, azınlıkların uşaklığını yapıyor, iki yakası bir araya gelmiyor, ülkenin yarattığı zenginlikten pay alamıyordu.
Aradan yüz yıl geçti. Değişen bir şey yok. Şimdiki zamanda Türkler verimsiz tarım işleri ile uğraşıyor. Yabancıların sahip olduğu şirketlerde işçilik yapıyor. Ülkenin ürettiği zenginlikten pay alamıyor.