Türkiye’deki ekonomik sorun, kendi içinden kaynaklanıyor. Yıllardan beri yapılan yanlış ekonomi politikaları yüzünden belli bir inanç yerleşti. İnsanımız, Türk Lirasına güvenmiyor. Birikimlerini döviz olarak tutuyor. Nitekim, bankalardaki döviz tevdiat hesaplarının tutarı, bir ara toplam mevduatın yarısını aşmış idi.

Diğer bir alışkanlığımız daha var. Tasarrufu altın olarak tutmak. Bu gelenek Osmanlı İmparatorluğundan devralındı. Osmanlı döneminde, servete ağır vergiler uygulanıyordu. ''Görünen mal hayır etmez'' söylemi, toplumsal değer yargısına dönüşmüştü. Vatandaş, birikimlerini altın olarak saklıyordu. Tasarruflar altın olarak saklanıp, yastık altına inince, ödemeler dengesinden ''sermaye çıkışı gibi sonuç'' yaşanıyordu. Osmanlıda, biriken sermaye ekonomiden soyutlanıyordu.

Cumhuriyet, Atatürk Dönemi hariç, Osmanlıdan miras kalan geleneği kıramadı. 1942 yılında uygulanan SERVET VERGİSİ, serveti, altın olarak tutma geleneğini tekrar devreye soktu. Ülkede altın üretilmediği için, altın ithal ediliyor ve karşılığında döviz çıkıyordu. 1960 lardan itibaren, halk Alman Markı ile tanıştı. Nedeni, çalışmak üzere Almanyaya gidenler, altın kadar değerli bir para olan Mark ile ücretlerini alıyorlardı. Mark, TL karşısında sürekli değer kazanıyordu.

1980 li yıllara kadar, cebinde Mark ya da Dolar bulundurmak suç idi. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile birlikte ''döviz bulundurmanın suç sayılmadığı bir dönem'' başladı. Amaç, halkın döviz cinsinden birikimlerini bankalara çekmek ve ''ödemeler dengesi etkisini'' ortadan kaldırmak idi. Başarı sağlandı. Yastık altındaki dövizler bankaya taşındı.

Ekonomi yönetimi, bir gerçeği yaşayarak öğrenmiş idi. Tasarruf sahibi enflasyona karşı birikimlerini korumak istiyor. Bu nedenle döviz ve altın satın alıyor. Turgut Özal, vatandaşa ''Birikimlerinizi, enflasyona kaptırmayacağım'' sözü veriyordu. Yol belliydi. TL'ye, beklenen enflasyondan daha çok getiri sağlamak. Bu söze ve kurala uyulmadığı zaman, Türk ekonomisi ''döviz sorunu'' yaşıyordu. Çünkü, döviz ve altın yastık altına indiği zaman, ödemeler dengesi bilançosunda ''SERMAYE ÇIKIŞI'' gibi sonuç yaratıyordu.

Çare belliydi. Mevduata, beklenen enflasyondan daha yüksek faiz kazandırmak. Bu kuralı uygulayan Hükümetler, ekonomide başarılı oldular. Uygulamayanlar, ekonomiyi zora soktular.

Seçimler yapıldı, yeni hükümet kuruldu. Piyasa yeni bir ekonomi politikası bekliyor. Bu politikanın esası şudur. Türkiye 101 milyar dolar civarında tasarruf eden bir ülkedir. O hale geldi ki, cebinde 100 lira artı parası olan vatandaş döviz satın alıyor. Ya da altın satın alıyor. Altın ülkede üretilmediği için ithal ediliyor. Döviz ödeniyor. Altın tutmak sonuçta, döviz tutmakla özdeş hale geldi. Bu davranışın gerisinde ''Birikimlerini Koruma'' dürtüsü var. Vatandaş parasının değer kaybetmesini istemiyor.

Ekonomi için plan yapanlar, sorunu başka yerde aramasınlar. Gerçek sorun budur. İlacı da bellidir. Mevduata, beklenen enflasyonun üzerinde getiri kazandırmak. En basit yöntem, reel faiz uygulamaktır. Reel faiz, piyasa faizinden, gerçekleşmiş enflasyon oranı düşülerek bulunur.