Türkiye anayasa referandumuna gidiyor. Referandumu kazanmak hukuki meşruiyet kazandırıyor. Ancak siyasi meşruiyet kazandırmıyor. Anayasa söz konusu olduğu zaman "referandum ile kazanan taraf" aslında kaybediyor.
Nedeni ise anayasaların "toplum sözleşmesi" hüviyeti taşıyor olmasından kaynaklanıyor. Referandum, halkı evetçi ve hayırcı şeklinde ikiye bölerek "toplum sözleşmesini" param parça ediyor.
Türkiye'deki tarihi sürece bakalım;
-1960 Ana Yasası çok düşük oranlı "evet" ile sonuçlandı. Ortaya çıkan toplumsal sorunlar uzunca yıllar çözülemedi. Rahmetli Demirel şapkasını bir kaç kere aldı, gitti ve geldi. Toplumsal huzur sağlanamadı. 1974-1980 yılları arasındaki koalisyon hükümetleri anarşiyi önleyemdi.
-1980 deki darbe ile oluşturulan Anayasa yüzde 93 gibi yüksek bir rakam ile kabul gördü. Yine de toplum sözleşmesi hüviyeti kazanamadı. Onlarca maddesi değiştirildi. Anayasayı hazırlayan darbeci askerler yargılanmaktan kendilerini kurtaramadı.
16. Nisan 2017 günü yapılacak referanduma sunulan anaysa maddeleri, sistemi değiştirecek nitelik taşıyor. Hükümet kurma usulünü değiştiriyor. Cumhurbaşkanı aynı zamanda Hükmet sayılıyor. Parlamenter sistemin getirdiği koalisyon ve zayıf hükümetler dönemi sona eriyor.
Halk tarafından seçilen Cumhurbaşkanı'nın aynı zamanda tek başına hükümet olması, sol muhalefetin bundan sonra bir daha iktidara gelemeyeceğini ifade ediyor. Bu nedenle sosyal demokratlar "Hayır" sonucu elde etmek için adeta yaşam mücadelesi veriyor.
Her ne kadar Anayasa değişikliğini, merkez sağ partileri hazırlayıp kabul etseler dahi tabanda sorun var. Merkez sağ statükocudur. Değişimlere hazır değildir. Mevcut düzenin devam etmesini ister. Merkez sağ değişime karşı kararsız kalıyor.
Siyasal partilerin kazanmak için yaptıkları propaganda toplumda ayrışmaya neden oluyor. Bu referandumun kazanan tarafı olmayacak. Zira, toplum sözleşmesi bozuluyor.