Bazı yerler vardır; gidilir, fotoğraf çekilir, dönülür.
Bazı yerler de vardır; yaşanır, akılda kalır, insana kendini tekrar tekrar hatırlatır.
Çambaşı Yaylası işte tam olarak ikinci grupta.

Çambaşı’nı sadece “kar yağdı mı gidilen bir yayla” olarak görmek büyük haksızlık olur. Çünkü burası bir günün, bir etkinliğin, bir festivalin değil; yıllara yayılan bir hikâyenin parçası. Her gelenin bu hikâyeye küçük bir satır eklediği, her gidişin ardında iz bıraktığı bir yer.

Kışın karla başlıyor hikâye…
Sessizliği delen motor sesleri, çocuk kahkahaları, pistten kayanların heyecanı…
Sonra bahar geliyor; yayla nefes alıyor, doğa yavaş yavaş uyanıyor. Yazın serinliğinde başka bir yüzünü gösteriyor Çambaşı. Sonbaharda ise insanı durup düşünmeye zorlayan bir dinginlik var.

Aslında Çambaşı’nın gücü tam da burada yatıyor:
Tek bir mevsime, tek bir güne, tek bir fotoğrafa sıkışmıyor. Her mevsim başka bir anlatısı var. Kimi için ilk kayak deneyimi, kimi için aileyle geçirilen bir hafta sonu, kimi için sadece “iyi ki gelmişim” dedirten bir manzara…

Son yıllarda yapılan etkinlikler, festivaller, spor organizasyonları bu hikâyeyi daha görünür hale getirdi. Ama asıl mesele kalabalıklar değil; kalıcılık. Çambaşı’nın farkı, gelip geçen bir heyecan olmaması. Her yıl biraz daha büyüyen, gelişen ve olgunlaşan bir anlatıya dönüşmesi.

Bir günlüğüne gelen misafir de, her sezon yolu düşen işletmeci de, orada yaşayan yerel halk da bu hikâyenin kahramanı aslında. Çünkü bir yer, ancak içinde yaşayanlarla anlam kazanır.

Bugün “Çambaşı’na gidelim mi?” diye soruluyor.
Yarın belki de “Bu yıl Çambaşı’nda hangi anıyı biriktireceğiz?” denecek.

Çünkü bazı yerler takvim yaprağı gibi koparılıp atılmaz.
Bazı yerler zamanla büyür.
Çambaşı da tam olarak bunu yapıyor.

Bir gün değil…
Bir hikâye.