Kalabalıkların içinde yaşıyoruz ama birbirimizi duymuyoruz. Herkes konuşuyor, kimse dinlemiyor. Oysa anlaşmazlıkların büyük kısmı fikir ayrılığından değil, dinlenilmediğini hissetmekten kaynaklanıyor.
Eskiden insanlar bir araya gelmek için özel bir sebep aramazdı. Mahallede bir bankın üzerinde başlayan sohbet, akşam ezanına kadar sürerdi. Kahvehanelerde, evlerin önündeki sandalyelerde ya da komşu kapılarında edilen iki çift laf, insanların hem yükünü hafifletir hem de birbirini anlamasını sağlardı. Bugün ise iletişim araçlarımız çoğaldıkça iletişimimizin azaldığını görüyoruz. Aynı evde yaşayan insanlar bile çoğu zaman birbirleriyle değil, ekranlarla vakit geçiriyor.
Düşüncelerimizi anlatmak için büyük bir çaba harcıyoruz ama karşımızdakini anlamak için aynı gayreti göstermiyoruz. Bir konuşmanın ortasında vereceğimiz cevabı hazırlamaya başlıyor, daha karşı taraf sözünü bitirmeden hükmümüzü veriyoruz. Böyle olunca da konuşmalar çözüm üretmek yerine tartışmaya, tartışmalar ise kırgınlıklara dönüşüyor.
İnsanların en temel ihtiyaçlarından biri anlaşılmaktır. Bazen bir insanın derdini çözemezsiniz ama onu samimiyetle dinlediğinizde yükünü hafifletebilirsiniz. Çünkü dinlenildiğini hisseden insan, yalnız olmadığını da hisseder. İşte bu yüzden dinlemek, çoğu zaman konuşmaktan daha büyük bir erdemdir.
Toplum olarak tahammül sınırlarımızın daraldığı bir dönemden geçiyoruz. Farklı düşüncelere kulak vermek yerine onları susturmaya çalışıyoruz. Oysa herkesin aynı düşündüğü bir toplumda gelişim de olmaz. Farklı fikirler, doğru şekilde dinlendiğinde yeni kapılar açar. Ön yargılar ise o kapıları daha açılmadan kapatır.
Belki de bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde iletişim eksikliği değil, dinleme eksikliği vardır. Aile içinde, iş yerinde, arkadaş ortamında ya da toplumun genelinde... İnsanlar çoğu zaman konuşacak birini değil, kendisini gerçekten dinleyecek birini arıyor.
Hayatın temposu her geçen gün hızlanıyor olabilir. Ancak bazen birkaç dakikalık samimi bir sohbet, saatler süren konuşmalardan daha değerlidir. Çünkü mesele konuşmanın uzunluğu değil, samimiyetidir.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken ilk şey konuşmak değil, dinlemektir. Çünkü insanı değiştiren en güçlü cümle bazen hiç kurulmaz; yalnızca dikkatle dinlenir.