Bazı insanlar elli yaşında genç görünür, bazıları ise otuz yaşında yılların yorgunluğunu taşır. Bunun nedeni sadece yaş değildir. İnsan bazen takvim yapraklarından değil, omuzlarında taşıdığı yüklerden dolayı yaşlanır.
Hayat herkese farklı sınavlar sunar. Kimi geçim derdiyle mücadele eder, kimi sağlık sorunlarıyla, kimi de kimsenin bilmediği içsel savaşlarla... Dışarıdan baktığımızda güçlü görünen insanların bile içinde fırtınalar kopuyor olabilir.
İnsan zamanla şunu öğreniyor: Yorulan beden değil, çoğu zaman ruhtur. Sürekli güçlü görünmeye çalışmak, herkesi mutlu etmeye uğraşmak, kendi sorunlarını içine atmak insanı sessizce tüketir.
Eskiden yaşlılık saçlara düşen aklarla ölçülürdü. Şimdi ise gözlerdeki yorgunlukla ölçülüyor. Çünkü modern çağın insanı dinlenmeyi unuttu. Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyor.
Oysa bazen yükleri azaltmak gerekir. Her sorumluluğu tek başına üstlenmek zorunda değiliz. Her problemi çözmek zorunda değiliz. Herkesi memnun etmek zorunda da değiliz.
Hayat kısa olduğu kadar ağır da olabilir. Önemli olan yük taşımak değil, taşınan yüklerin altında ezilmemektir.
Belki de genç kalmanın sırrı daha az kaygılanmak, daha çok yaşamak ve bazı şeyleri zamana bırakabilmektir.