Ben bir şey fark ettim. Aslında bu farkındalık yeni değil ama yazmak bugüne nasip oldu. İster işyeriniz olsun, ister başka bir yerde çalışın, ister özel sektörde isterseniz memur olun değişmeyen tek şey size kalan ve yapmak zorunda olduğunuz 'ev işleri'. Evet evet yanlış okumadınız. Basbayağı ev işleri. Sil, süpür, toz al, yemek yap, çamaşır, bulaşık, banyosundan tuvaletine, penceresinden avizesine kadar gel de yapma bakalım ne oluyor? Ev üç günde darmadağın olmazsa bende birşey bilmiyorum vallahi. Hayır bir de nankör ki! Bir odayı temizleyip bitiriyorum arkamı döner dönmez hiç yapmamış gibi. Yorgunluk, bel ağrısı, kol ağrısı cabası...
Annelerimizin 'ne bitmeyen çilem varmış' dediği çile bence ev işleri. Bazen işkence bazen de çileye dönüşüyor benim için iş yapmak. Ayaklarımı uzatıp misler gibi kahve yudumlayıp, kitabımı okumak yahut reels kaydırmak varken; boncuk boncuk terleyip, arkamdan atlı kovalarcasına ev süpürüp, sirkeli beyaz sabunlu kaynar suyla hunharca ev sildikten sonra iki yudum kahve içiyorum. Adı da 'hak ettim kahvesi'. Bunları yapmayınca nefes nefese değil daha rahat içeceğim halbuki kahvemi. Ama yok. Kadınlar bilir ki, işleri bitirip vicdan rahatlığı ile kahve içmenin keyfi başka. Çünkü diyecekler ki 'keyif de sende'... Biz de deriz ki; 'o kadar işi sen yapmadın bacım, ben hak ettim'.
İşin şakası bir yana gerçekten akıl karı değil. Her gün, bıkmadan, usanmadan, sinirlenerek ve dahi söylenerek, krizlere girerek temizlik yapmak kabul edelim hoş değil. Fiziki rahatsızlıklarını geçtim, mental olarak çöküyorum. Hobilerime vakit kalmıyor. Ay yok hobileri geçtim okuldan çocukları almak, okula götürmek, yemekler yapmak en az üç çeşit, hadi atıştırmalıklar da olsun derken gün bitti.
Oysa ben yazacak, okuyacak, kahveler içecek, gezecek, zevki sefa edecek yaşlarda ne oldum da böyle oldum. Yazıklar oldum, ziyan oldum. :) 38 yıllık hayatımın son iki senesini evden çalışan ve evde çalışan bir kadın olarak geçirdim. Bu daha ne kadar sürer bilmiyorum. Tek tesellim artık kızlarımın büyüyüp kendi işlerini kendileri görebilmeleri olacak. Yani inşallah. Doğacak olan don biçme derlerdi büyüklerim. Ben yine fazla umutlanmayayım. Olmazsa hüsranım büyük olmasın. :)
Neyse ki arkadaşlarım bana hep derler ki; 'gün sana 48 saat'. Boş duramam, elim çabuk ve istediğim her şeye vakit ayırabilmem ile tanınıyorum. Az uyuyor, çok okuyor, nadir de olsa yazıyorum. Planlamalar yapıyor, bolca not alıyorum. Kafamda kuruyorum. :) (hem gerçek hem mecaz) Uyguluyorum ve bakıyorum; gün bana da 24 saat arkadaşlar. Sakin olalım. :)
Evet, evden bildiriyorum arkadaşlar işler bitmez, dertler tükenmez, bunlara ömür yetmez. Bir salalım, rahat olalım, keyfimize bakalım. Sonrası hep sonra. İş olacağına varıyor zaten. Biz istediğimiz kadar plan yapalım, netice zaten bellidir. Şimdi benden size bir kahve. Beş dakikanızı kendiniz için ayırın. Durun. Hiç birşey yapmadan durun. Durmak iyi geleceketir. İşler zaten bitmeyecek, yeter ki biz bitmeyelim. Haftaya görüşmek üzere hoşça ve keyifle kalın...