Evet ben de kısa bir sömestr tatiline girdim ve geldim. 2 haftadır yazamamıştım, sizlerle buluşamamıştım. Şimdi dedim ki bir yerden başlamalıyım ama nereden başlamalıyım gerçekten onu bilmiyorum...
Belki her zaman aynı şeylerden bahsediyor olabilirim ama insanoğlu hep aynı kısır döngü içerisinde yaşıyor maalesef. Çevre aynı, yaşanılanlar aynı, e haliyle bir yerden sonra hisler de aynı oluyor. Mesela sen ne kadar değer verirsen ver karşındaki bu kıymeti anlamıyor ve değerini bilmiyorsa tüm emeklerin boş. Tüm çabalar karşılıksız. Ha diyeceksiniz ki karşılıklı olmak zorunda mı? Bir yerden sonra evet olmak zorunda! Ben iyiliği yapacağım, yapacağım ama karşımdakinden hep köstek göreceğim. Ne gerek var? Neden kendimi bu kadar çok yıpratayım ki? Yahut siz neden boşa kürek çekesiniz?
Art niyeti de art niyetlileri de çok iyi bilirim. 14 senelik çalışma tecrübem içerisinde insanlarla birebir diyalog kurmak zorundaydım ve gerçekten iyi bir insan sarrafı oldum. Çoğu insan bana baktığında der ki; ben bu kızı kafalarım, zaten çok kolay kanar, saftır biraz diye düşünür ama bilmezler ki saf rolünü de çok güzel yaparım. O yüzden artniyetlileri çok iyi tanırım ve tanıdıklarım inanın bana çok yetti. Nerede artık güler yüzlü birisini görsem, bıçağını nereme saplayacağını düşünürüm. Hayat bu! Hep böyle oldu. Böyle de devam eder. Bunlardan kurtulmanın en kolay yolu da; samimi olma, kimseye güvenme, asla düşüncelerini paylaşma. 3 kural gibi düşünün. Bu üçünü yaparsanız hayatınız gerçekten yoluna giriyor.
Bazı yazılarımda söylemiştim, bu dünyaya boşuna gelmedik. Bu dünyaya gelmemizin bir amacı var. Çoğumuz 30 yaşında bunu anlarken çoğumuz 60'ında bile anlamamış halde yaşayıp gidiyoruz. Ama çok yoruluyoruz. Düşünmekten, artıları eksilere koymaktan, eksileri artılardan çıkarmaktan, kendimizi bir şeylere bölmekten, kalbimizi değmeyeceklere çarptırmaktan... Hepsinden çok yoruluyoruz. Oysa sadece yaşayıp gidecektik! Ne gerek vardı bunca şeye? Değer miydi?
Ruhum sıkılıyor çoğu zaman. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Uzansam koltuğa boş boş tavana baksam. Bu bile o kadar zor ki. Anne diye bağıran çocukların sesi, eve gelince yemek yemek isteyecek olan bir eş, her gün mecburen kullandığın kıyafetlerin yıkanması, yaşadığın evin temizliği, ekstra 2'yi 4 yapmaya çalışmak için verdiğin mücadele... Sana 10 dakika uzanmayı bazen reva görüyor. Ne yapalım bizim de dünyaya geliş amacımız bu demek ki! Anne olmak, birine eş olmak, bir evin direği olmak, birilerinin arkadaşı olmak, birilerinin dostu olmak, birilerinin evladı, birilerinin sadece gördüğü bir insan olmak! Ama her şeyden ziyade gerçekten görülen bir insan olmak o kadar kıymetli ki! İyi ki hayatımda beni gören insanlar var. Onlar inci mercan, gerisini (yamalı fistan) zaten siz biliyorsunuz.
Umutlarınız asla tükenmesin ama yukarıda söylediğim gibi o üç şeyi de unutmayın. Çünkü gerçekten iyi şeyler hep sessizce olur. Güzel şeylere sahip olmak için sessizliğinizi koruyun. Bu haftalık benden bu kadar, haftaya anlatacağım daha güzel şeyler var. Biraz sindirmem gerekiyor. Şimdilik hoşça kalın...
Canan Yücel
Sevgilerle...