Yeni yıl geldi. Takvim değişti, duvarlara yeni ajandalar asıldı, umutlar vitrine çıktı. Herkes “Bu yıl benim yılım” diyor ama çoğu kişi hâlâ geçen yılın koltuğunda oturuyor. Değişmesini beklediğimiz şeyler çok, değiştirdiğimiz alışkanlıklar ise pek az.
Toplum olarak gizli bir beklentimiz var:
Bir mucize olsun.
Bir sihirli sopa değsin.
Her şey biz zahmet çekmeden düzelsin.
Oysa hayat, masallardaki gibi işlemiyor. Balkabağı araba olmuyor, biz çalışmadan kaderimiz prensese dönüşmüyor. Yeni yıl, yeni umutlar getirir; evet. Ama umut, tek başına bir taşıyıcı değil. Umut, ancak çalışmanın sırtına binerse yol alır.
İnsan değişmeden dünya değişmez.
Zihin gelişmeden hayat gelişmez.
Vizyon yoksa, takvim değişse ne olur?
“Bu ülkede bireysel çaba neyi değiştirir?” diyenler var. Haklı gibi görünürler ama eksik düşünürler. Çünkü bütün dediğimiz şey, farkındalığı olan bireylerin yan yana gelmesinden oluşur. Bir kişi karanlığı aydınlatmaz belki ama yüz kişi mum yakarsa gece geri çekilir.
Çalışmadan elde edilen her şeyin bir son kullanma tarihi vardır. Emeksiz başarı, rafta uzun süre durmaz. Bir gün miadı dolar, bir gün sessizce dağılır. Kalıcı olan; alın teriyle, sabırla ve birlikte inşa edilendir.
Yeni yıl bize şunu hatırlatmalı:
Beklemek yerine öğrenmeyi,
Şikâyet yerine üretmeyi,
Yalnızlık yerine dayanışmayı.
Vizyonsuz insanlar yeni yılda da eski yerlerinde sayar. Çünkü takvim ileri gider ama zihin geride kalırsa, insan olduğu yerde döner durur.
O yüzden yeni sayfalar açarken kalemi sağlam tutalım.
O sayfaları birlikle, emekle ve ortak akılla dolduralım.
Mucize beklemeyelim; mucizeyi olalım.
Çünkü bu ülkede umut hâlâ var.
Ama artık umudun çalışkan olma zamanı.