Bazen insan gerçekten ne söyleyeceğini bilemiyor…
Yaşananlara bakıyorum, içim daralıyor. Hani deriz ya “bizim toplumumuzda olmaz böyle şeyler” diye… Ama artık oluyor. Hem de çok yakınımızda, burnumuzun dibinde. Üstelik bir devlet okulunda, çocuklar yine çocuklara zarar veriyor. Akıl alır gibi değil.
Çocuk dediğin eline kalem alır, hayal kurar, öğrenir… İlimle, irfanla büyür. Ama şimdi bakıyoruz; silah konuşuluyor, cephane konuşuluyor. Çocuklar bunlarla tanışıyor. Sormadan edemiyorum: Biz bu çocuklara ne yaptık?
Çocuk dediğin meraklıdır, saf duygularla doludur. Ama bir yerde bir şeyler karıştı. Rol modeller mi değişti, değerler mi kaydı, yoksa biz mi gözümüzü kapattık? Eğitim dediğimiz yer en güvenli, en kutsal yer olmalı. Ama artık oraya bile korkuyla bakıyoruz. Bu nasıl bir hâl
Hemen suçlu arıyoruz: diziler, oyunlar, teknoloji… Elbette etkileri vardır ama mesele sadece bu mu gerçekten? Yaptırımların olmadığı, sınırların çizilmediği bir yerde hiçbir şey güvende olmaz zaten.
Çok değil, iki nesil önce çocuklar sokakta oynardı. Şimdi çocuklar sokakta değil, korkunun içinde büyüyor. Ne değişti bu kadar kısa sürede?
Belki de biraz kendimize dönüp bakmamız gerekiyor.
Eskiden de kötü insanlar vardı ama bir “ar” vardı. Ayıp vardı, utanma vardı. İyilik, merhamet, saygı öğretilirdi. Şimdi ise başka şeylerin peşindeyiz: Daha hızlı para, daha çok ün, daha fazla görünürlük…
Oysa biz çocuklarımıza; birlikte yaşamayı, paylaşmayı, hoşgörüyü öğretmeliydik. “Biz” olmayı öğretmeliydik. Ne zaman “biz” olmaktan çıkıp “sen, ben, onlar” olduk?
Aynı toprakta yaşıyoruz. Farklılıklarımız zenginliğimizdi. Ne oldu da ayrışmaya başladık?
Çocuk dediğin masumiyettir. Tertemiz bir başlangıçtır. Onu nasıl bu hale getiriyoruz?
Bazen gerçekten “yeter” demek geliyor içimden. Çünkü bu gidişat iyi değil. Mayamız bozuluyor gibi hissediyorum.
Okullarda polislerin olması bile artık bize normal gelmeye başladı. Oysa bu normal değil. Çocukların güvenliği bu kadar sorgulanır hâle gelmemeliydi.
Birbirimizi korumazsak, sahip çıkmazsak, ses çıkarmazsak… Başkaları gelir, bizim değerlerimizi de çocuklarımızı da kendi ellerine alır.
Bir de şu var… Sürekli bir yarış hâli. Ebeveynler olarak unvanların, başarıların peşindeyiz. Ama çocuklarımızın kalbine ne koyuyoruz? Sevgi var mı? İlgi var mı? Yoksa onları ekranlara mı teslim ettik?
Çocukluk; telefon ekranına sığacak bir şey değil.
Belki de biraz durmamız gerekiyor. Kendimize bakmamız, neyi kaybettiğimizi anlamamız…
Çünkü konu çocuksa, konu gelecektir.
Ve bu, susulacak bir mesele değil.