Bir zamanlar toplum olarak ortak bir bilincimiz, değer yargılarımız ve ölçülerimiz vardı. Ne yazık ki zaman içinde birçok kavram yanlış yorumlandı, yanlış yollara sapıldı. Kimi insanlar uçlarda yaşamayı özgürlük sandı, kimi de kendi anlayışını toplumun gereği gibi dayatmaya çalıştı. Sorunlara ise çoğu zaman kısa vadeli, yüzeysel ve geçici çözümlerle yaklaşılır oldu.

Yıllar önce rahmetli babamın anlattığı bir hikâye hâlâ aklımdadır.

Bir adam, oğlunu yetiştirirken ona sürekli nasihat edermiş: “Oku, kendini geliştir, adam ol.” Oğlu yıllar içinde okumuş, büyümüş ve önemli bir makama gelmiş. Bir beldeye yönetici olarak atanmış. Günlerden bir gün babasını görmek istemiş. Yanındakilere emir vermiş: “Gidin, babamı alın, makamıma getirin.”

Görevliler gitmiş, yaşlı babayı alıp oğlunun makam odasına getirmişler. Oğul ise koltuğundan kalkmadan, yerinden kıpırdamadan seslenmiş:

“Hoş geldin baba.”

Babası etrafa bakmış. Gösterişli oda, büyük masa, makam koltuğu… Sonra oğluna dönüp şöyle demiş:

“Maşallah evlat… Okumuşsun, makam sahibi olmuşsun, koltuk sahibi olmuşsun. Ama adam olamamışsın.”

Oğul öfkeyle ayağa kalkmış:

“Nasıl söylersin bunu? Ben buraya gelmek için yıllarca çalıştım. Bir sözümle işler yapılır, bir sözümle düzen değişir.”

Babası sakin bir şekilde cevap vermiş:

“Haklısın oğul. Bulunduğun makam büyük sorumluluk ister. Ben sana okumadın demedim. Okumuşsun, yükselmişsin. Ama adam olamamışsın. Çünkü adamlık makamla, unvanla, koltukla olmaz; yürekle olur. Ben emekçi, köylü bir babayım. Beni ayağına çağırdın. Oysa kapıya kadar gelip karşılayabilirdin. İşte adamlık budur. Edep budur.”

Bu hikâyeyi farklı şekillerde duymuş olabilirsiniz. Ancak özü hep aynıdır:

Edep, karakterin en kıymetli gücüdür.

İnsan olmak; sıfatlarla, unvanlarla, sahip olunan makamlarla ölçülmez. İnsan, insanlara nasıl davrandığıyla; gücü eline aldığında kibirlenip kibirlenmediğiyle; zor zamanlarda omurgasını dik tutup tutamadığıyla anlaşılır.

Bugün sahip olduğumuz makamlar, imkânlar, servetler ve gösterişli mekânlar yarın olmayabilir. Dünya geçicidir. Ancak onurunuz, edebiniz ve karakteriniz sizi siz yapan kalıcı mirastır.

İnsan öldüğünde bedeni toprağa karışır; fakat ahlakı, iyiliği ya da kötülüğü nesiller boyunca anlatılmaya devam eder.

Nasıl hatırlanacağımıza ise bugün verdiğimiz kararlar yön verir.