Bazen düşünüyorum da… Dünyamın altı, üstünden daha temiz olabilir. Çünkü insan, toprağın altında kalanı henüz tamamen kirletemedi. Orada hâlâ sessizlik var. Sabır var. Doğanın kendi düzeni var. Ama yeryüzüne baktığımda aynı temizliği görmek zorlaşıyor artık. Birlik dağıldı, saygı azaldı, liyakat ise sanki eski zamanlardan kalma bir kelimeye dönüştü.
İnsanlık büyüdü deniyor. Şehirler yükseldi, ışıklar çoğaldı, teknoloji hızlandı. Ama bütün bu hızın içinde insanın bakışı fakirleşti. Kimse durup gerçekten bakmıyor artık. Herkes görüyor ama anlamıyor. Her şey daha parlak belki ama daha boş.
Eskiden alimlerin söylediği bir söz çok düşünürdü beni:
“Sen neyi beslersen, o sana fazlasıyla geri döner.”
Bugün insanlığın neyi büyüttüğü ortada. Çıkarını besleyen daha bencil oldu. Zaafını besleyen iradesini kaybetti. Gösteriş büyüdü, hakikat küçüldü. İnsan artık gerçeği değil, alkışı büyütüyor.
En ağır bedeli ise çocuklar ödedi. Eskiden çocuklar toprağa düşerdi, şimdi ekranlara düşüyorlar. Bir ağaca tırmanmadan büyüyen çocuklar var artık. Yağmurun kokusunu bilmeden, toprağa dokunmadan, gökyüzünü uzun uzun izlemeden büyüyorlar. Ellerine oyuncaktan önce ekran verildi. Sessizce kaybolan şey belki de çocukluğun kendisi oldu.
İnsanlar gündüzü seviyor artık. Sürekli görünmek, sürekli parlamak istiyorlar. Ama geceyle baş başa kalmaktan korkuyor çoğu kişi. Çünkü gece insanı susturur. Eksiklerini hatırlatır. İçinde kaçtığı ne varsa ortaya çıkarır. Bu yüzden herkes biraz daha gürültü yapıyor sanki. İnsan, kendi sesini duymamak için kalabalığa karışıyor.
Toprak ise sessiz. Hep sessizdi zaten. İnsan doğadan uzaklaştıkça onu kontrol ettiğini sandı. Beton döktü, nehirlerin yönünü değiştirdi, ağaçları kesti. Belki de en çok zarar verdiği şeyin karşısında suçlu hissettiği için yaptı bunu.
Ama doğa hâlâ kendi döngüsünü sürdürüyor. Yağmur yine yağıyor. Toprak yine filiz veriyor. Mevsimler hâlâ zamanı geldiğinde değişiyor. Bozulan şey dünya değil belki de… İnsan.
Çünkü insan yaşamın yerine tüketimi koydu. Üretmek yerine göstermeyi seçti. Paylaşmak yerine sahip olmayı.
Yine de içimde küçük bir umut var. Belki bir gün insanlar yeniden yavaşlamayı öğrenir. Bir ağacın gölgesinde sessizce oturmayı… Gökyüzüne bakmayı… Toprağa dokunmayı… Ve gerçekten yaşamayı hatırlar.