Sessiz kalıp göz yummaktansa, her zaman “Ne yapabiliriz?” diye düşünmek gerekir. Günah keçisi bulup adaletli olduğumuzu sanmaktansa, keçinin nasıl günahkâr damgası yediğini anlamayı tercih ederim. Çünkü çoğu zaman vicdanımızı susturmanın en kolay yolu, suçu bir başkasına yüklemektir.

Oysa bazı olaylar, ilk bakışta şer gibi görünse de hayra vesile olabilir. Yeter ki durup anlamaya, öğrenmeye ve harekete geçmeye niyet edelim.

Bir telefonla dünyanız değişebilir. Bir dokunuşla, yaşam adına dünyalar verebileceğinizi bilirsiniz.

Bir gün arkadaşım aradı:

“Ablacığım, hamile bir kediye araba çarpmış sanırım. Ne yapacağımı bilemedim,” dedi.

“Yaralı mı?” diye sordum.

“Yok… nefes almıyor, soğuk,” dedi.

Hayvan hastanesini aradık. “Siz getirin, masrafları da siz karşılarsınız,” dediler. İlginç… Can kurtarmanın bile bir bedeli var.

Tanıdığım bir veterineri aradım. “Oraya geçin, geliyorum,” dedim. Kliniğe vardığımda durumu anlattım. Hemen acil müdahale odasını hazırladılar. Kediyi pusetle kucağıma aldığımda bedeni kaskatıydı. Burnunda ve ağzında kan vardı. Çok fazla değildi ama belli ki bir araç çarpmış, çarpmanın şiddetiyle iç kanama geçirmişti.

“Belki yavruları yaşıyordur,” umuduyla ultrasonla baktılar. Ne yazık ki son bebeklerini de kaybetmişti. Bir tanesinin kalp atışını son kez duyduk… ve orada son buldu.

Veteriner, “İki saat önce gelseydiniz, müdahale edebilir, yavruları yaşatabilirdik,” dedi. Büyük bir çaba harcandı; belki hayata tutunan bir yavru olur diye… Ama olmadı.

Keşke zamanı iki saat geriye alabilseydim. Keşke o araca seslenebilseydim. Keşke o an veterinere götürülebilseydi. Düşünceler insanın içinde koca bir sele dönüşüyor

Bembeyaz tüyleriyle adeta bir melekti.

Bize, canlı olan her şeyin saygınlık taşıdığı öğretildi. Ve buna göre davranmak gerektiği… Bu dünya, yalnızca insanların önüne sunulmuş bir alan değil; birlikte yaşayabilme becerisini öğrenme yeridir. Belki ben, ona ve onun nezdinde tüm canlılara fazla anlam yüklüyorum. Ama şu bir gerçek: Bu hayatta, insan kadar vahşi olabilen başka bir varlık var mı?

Barınağı aradım. “Bulunduğunuz ilçenin belediyesini arayın, onlar getirir,” dediler. Belediyeyi aradım. “Biz canlı hayvanları barınağa götürüyoruz; kısırlaştırma ve tedavi için,” dediler. “Ölmüş bir kediyi neden barınağa götürelim?” diye sordular.

Peki… Bu pusetin içindeki kimsesiz, çipsiz bir sokak canlısını ne yapacağız? Betonların arasında toprak bulmak bile mucize. Diğer hayvanlar zarar verebilir. Görmezden gelmek mi çözüm?

Herkesin evinde sevdiği bir can var. Peki böyle bir durumda ne yapıyoruz? Günah keçisi mi buluyoruz vicdanımızı rahatlatmak için, yoksa susup sırtımızı dönüp gidiyor muyuz?

Toplum olarak sessiz kaldığımız her yerde, sadece sesimiz değil, merhametimiz de kayboluyor. Tepkisizliğin olduğu yerde ne hizmet var ne de sorumluluk.

Belki de asıl mesele şu:

Bir canın hayatı söz konusu olduğunda, biz gerçekten ne kadar insan kalabiliyoruz?

Susmak kolaydır. Görmezden gelmek daha da kolaydır.

Ama bedelini, hep birlikte ödüyoruz.