“Zevkler tartışılmaz” cümlesi, çoğu zaman bir sohbeti kısa yoldan kapatmanın en zarif anahtarıdır. Bir müzik beğenisi, bir film tercihi, hatta bir yemek konusu uzadığında devreye girer ve herkes derin bir nefes alır. Konu kapanmıştır. En azından öyle sanılır.

Oysa zevk dediğimiz şey, sadece kişisel bir tercih değil; yaşadıklarımızın, büyüdüğümüz ortamın, dinlediklerimizin, izlediklerimizin küçük bir özetidir. Birinin arabesk sevmesi, diğerinin cazdan vazgeçememesi tesadüf değildir. Hayat, herkese aynı şarkıyı dinletmez.

Sorun zevklerin farklı olması değil, başkasının zevkini küçümseme ihtiyacıdır. “Bunu mu dinliyorsun?”, “Buna nasıl gülüyorsun?” gibi cümleler, tartışmayı değil, mesafeyi büyütür. Oysa bir adım geri çekilip “Neden seviyorsun?” diye sormak, bambaşka kapılar açar.

Belki de “zevkler tartışılmaz” demek yerine, “zevkler dayatılmaz” demek daha doğru olur. Çünkü konuşulan zevkler, insanı tanıtır; dayatılan zevkler ise yorar. Kimse sevmediği bir filmi sevmek zorunda değil, ama başkasının sevmesine de tahammül etmek zorunda.

Günün sonunda zevkler, bizi ayırmak için değil, çeşitlendirmek için vardır. Aynı renkleri sevseydik, aynı müzikleri dinleseydik, aynı kahveye aynı şekeri atsaydık… Hayat bu kadar renkli olur muydu? Tartışılmasa da, saygıyla dinlense yeter.