Medyada gördüğümüz şeyin adı nettir: barınak vahşeti.
Evcil hayvanı bile koruyamayan insanoğlu, doğayı, yaşamı, vicdanı nasıl koruyacak?
Kendi türünü koruyamayan bu familya, masum hayvanları mı koruyacak?
Kanımı donduran o fotoğraf karesi beynime kazındı.
Açlıktan ölen bir köpek, açlıktan ölmek üzere olan bir başka köpeğe son besin kaynağı olmuştu.
İnsan bunu görünce sadece “lanet olsun” diyebiliyor.
Kemikleri sayılacak hâle gelmiş bedenler…
Ve bu görüntü bir barınakta çekilmişti.
Barınak.
Yani barınmak için yapılan yer.
Ama belli ki kelimenin anlamı çok yanlış anlaşılmış.
Burası bir toplama kampı değil.
Burası terk etme, yok sayma, yavaş yavaş öldürme alanı hiç değil.
Ordu’daki barınak görüntüleri bu utancın somut hâlidir.
Kapalı kapılar ardında açlığa terk edilen canlar, ihmalin ve vicdansızlığın sessiz tanıkları oldu.
Barınak kelimesini bu kadar yanlış anlayan bir zihniyet, yaşamı da yanlış anlıyor demektir.
Çocuklar birbirini öldürmez.
Oynar, güler, paylaşır.
Şiddet doğuştan gelmez; öğretilir.
Vurdulu kırdılı dizilerle, saygısızlığın “güç”, zorbalığın “kendini kanıtlama” diye sunulduğu senaryolarla öğretilir.
Reyting uğruna yapılan, eğitici hiçbir kimliği olmayan programlar artık bitsin.
İnsanlar zaten telefon ekranlarında sahte, uçuk hayatlara bakarak kolay yoldan dikkat çekmenin, hızla yükselmenin peşinde.
Hırs büyüyor, merhamet küçülüyor.
Herkesin dilinde aynı kelime: Eğitim.
Ama eğitim sadece söylenerek olmaz.
Örnekle olur.
Sorumlulukla olur.
Vicdanla olur.
Sorun sokakta değil.
Sorun hayvanda değil.
Sorun, gücü eline geçirdiğinde vicdanını kaybeden insanda.
Ben kınıyorum.
İvedilikle, açıkça ve geri adım atmadan kınıyorum.
Ve soruyorum:
Bu kadar vahşiyken, bu kadar hoyratken…
Biraz evcilleşmek bu kadar mı zor?