Sabah uyanır uyanmaz elimizin telefona gitmesi artık bir refleks haline geldi. Gözümüzü açar açmaz sosyal medya akışında kayboluyor, başkalarının hayatlarına göz atarak güne başlıyoruz. Peki gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece izliyor muyuz?
Dijital dünya, hayatımızı kolaylaştırdığı kadar bizi fark etmeden içine çeken büyük bir akışa dönüştü. Artık bir kahve içerken bile o anın tadını çıkarmak yerine, fotoğrafını çekip paylaşmayı düşünüyoruz. Yaşadığımız anları deneyimlemek yerine belgelemeye odaklanıyoruz.
Eskiden hatıralar zihnimizde saklanırdı. Şimdi ise galerilerde, bulut depolarda… Ama ilginç olan şu ki; binlerce fotoğrafımız var ama gerçekten hatırladığımız an sayısı giderek azalıyor. Çünkü biz artık anı yaşamıyoruz, sadece kaydediyoruz.
Dijitalleşme kötü mü? Elbette değil. Ancak kontrolü kaybettiğimizde bizi yalnızlaştıran bir güce dönüşüyor. Aynı masada oturan insanlar bile birbirleriyle konuşmak yerine ekranlarına gömülmüş durumda.
Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Bugün gerçekten yaşadım mı, yoksa sadece kaydırdım mı?”
Hayat, ekranın arkasında değil… tam olarak içinde.