Hayatta bazı şeyler ne kadar denesek de olmuyor. Peki, bu bir sınav mı, yoksa yön değiştirmemiz için bir işaret mi? Vazgeçmek ile azmetmek arasındaki ince çizgide yürürken, evrenin ya da ilahın mesajı...
Açık konuşalım… Türkler olarak dizi izlemeyi seviyoruz. Hatta sadece sevmekle kalmıyor, bir ritüel gibi benimsiyoruz.
Hepimizin hayatında olur; bir sorun olur, birileriyle tartışırız, sözler havada uçuşur, kalpler kırılır. Sonra bir sessizlik… Ve içimizde baş gösteren o tanıdık ses: “Acaba ben mi hatalıydım?”
Son zamanlarda şöyle bir etrafa bakınca, “Biz nereye gidiyoruz?” diye düşünmeden edemiyorum.
Çocuk terbiyesi… Ne kadar yüce bir görev aslında. Bir cana şekil vermek, bir ruha yön çizmek… Ama nasıl? Dayakla mı? Bağırarak mı? Baskıyla mı? Hayır, hayır, bin kere hayır.
Son zamanların en popüler cümlesi bu: “Herkes kolay para kazanmanın peşinde.” Evet, öyle. Ve evet, çok normal.
Gerçekten anlamakta zorlanıyorum: Eşimizin annesine “anne” demek neden bu kadar normalleşmiş?
İnsan zaman zaman bir kaplumbağa olmak ister. Evet, yanlış duymadınız. Ne kartal gibi uçmak ne de aslan gibi güçlü olmak…
Ne oldu bize? Sanki birden okumayı unuttuk. Elimize kitap almak bir lüks gibi gelmeye başladı. Yoksa kitaplar savaşı kaybetti mi?
Özgürlük… Kulağa ne kadar da ihtişamlı geliyor değil mi? Kimileri için kelimelerin en güzeli, kimileri içinse en ulaşılmazı.
Mayıs ayının ilk serin esintisiyle gelen o eski heyecan: Hıdırellez. Doğanın yeşerdiği, toprağın yeniden can bulduğu, kalbin çarpıntıyla umutlandığı o gece.
Hayatın içinde birçok ikilem vardır. Kimseye yabancı olmayan o tanıdık sorularla boğulmuşuzdur.
Bu bağlantı sizi https://www.orduyorum.com dışındaki bir siteye yönlendiriyor.