İnsan zaman zaman bir kaplumbağa olmak ister. Evet, yanlış duymadınız. Ne kartal gibi uçmak ne de aslan gibi güçlü olmak…
Bazen tek isteğimiz, bir kaplumbağa gibi yavaş, sakin ve huzurlu bir yolculuğun içinde evimizi sırtımızda taşımaktır.
Ev, sadece dört duvardan ibaret değil. İnsan kendini nerede güvende hissediyorsa, orası evidir. Bu bazen çocuklukta saklambaç oynadığın apartman boşluğu, bazen kokusunu unutmamaya çalıştığın annenin mutfağı, bazen de yalnızca sana ait bir kitaplığın başıdır. Ama gerçek şu ki, çoğu zaman evimiz bir yere bağlıdır. Yer değiştirdiğimizde, o huzuru kaybettiğimizi hissederiz. İşte tam da bu yüzden kaplumbağalara özeniyorum.
Nereden geliyor bu huzur?
Düşünsenize… Sırtınızda taşıdığınız bir eviniz var. Nereye giderseniz gidin, o tanıdık güvenlik hissi hep sizinle. Hava değişse de, şehir değişse de, zaman değişse de o “ev” sizinle birlikte hareket ediyor. Bu, insana büyük bir özgürlük ve bağımsızlık hissi vermez mi? Aynı zamanda da korunma hissini. Ne dış tehditlerden korkarsınız ne de "acaba bugün eve ne zaman döneceğim" stresine kapılırsınız.
Yalnızlık mı özgürlük mü?
Bazıları için bu düşünce yalnızlığı çağrıştırabilir. Ama aslında tam tersi… Kendi kendine yetebilmek, ruhunu taşıyabildiğin her yerde “ev” gibi hissetmek büyük bir beceridir. Kaplumbağa yavaş ilerler, evet. Ama onun aceleye ihtiyacı yoktur. Çünkü her adımında huzur vardır. Ne geride bir şey bırakır, ne de bir yere yetişme telaşı taşır. Bu da onu kaygısız yapar. İşte bu yüzden “keşke bir kaplumbağa olsam” diyorum.
Sırtımızda ev taşımak mümkün mü?
Günümüz dünyasında bu mecazi anlamı yaşamak mümkün. Belki bir karavanla, belki bir sırt çantasıyla, belki de sadece “iç huzur”la… Eğer insan, nerede olursa olsun kendini güvende ve ait hissedebiliyorsa, zaten evini sırtında taşıyor demektir. Teknolojiyle birlikte artık dijital evlerimiz bile var. Dosyalarımız bulutta, anılarımız telefon galerisinde, sohbetlerimiz mesaj kutularında bizimle birlikte her yere geliyor.
Bir felsefe meselesi
Kaplumbağa olmak bir doğa tercihi değil; bir yaşam felsefesi. İç huzurunu, güvenini ve aidiyet duygunu gittiğin her yere taşıyabiliyorsan, sen zaten bir kaplumbağasın. Hızlı yaşamak, çok şeye ulaşmak, her yerde olmak bazen yorar insanı. Oysa yavaş ama emin adımlarla, sırtında evinle yol almak… İşte gerçek huzur orada başlar.
Keşke bir kaplumbağa olsam… Belki de zaten öyleyimdir, yeter ki içimdeki evi unutmadan ilerleyeyim.