Merhaba, İlk kaşık ve bir tutam J.M Simmel

Bugün burada, bu satırların başında sizlerle buluşurken heyecanım fırından yeni çıkmış taze bir ekmeğin buğusu gibi üzerimde.

Bir köşeye isim vermek, bir çocuğa isim koymak kadar zormuş meğer.. Ama sonunda kafamda tasarladığım içeriğe uygun ismi lise yıllarımda okuduğum bir romanın adında buldum... '' Papaz her zaman pilav yemez''

Peki neden bu isim?

Kitabın basım tarihi 1974.

J.Mario Simmel'in yazdığı bu roman o sıralar hem altın yayınlarından hem de e yayınevinden çıkmış. Altın yayınlarında çıkan kitabın ismi ' Yalnız havyarla yaşanmaz' iken, e yayınlarında çıkanın ismi ise 'Papaz her zaman pilav yemez' idi. Romanın içeriğine gelecek olursak kısaca şöyle özetleyebiliriz. Kitap içinde aşk olan bir macera romanı. ‘Aslandan kaçarken saklanılacak en güvenilir yer aslanın ağzıdır’ diyebilecek kadar da felsefi göndermelerle dolu.Kitap gerçek bir kişinin hayatından yola çıkılarak yazılmış. 2. Dünya savaşı yıllarında geçen ve savaşa dair kahramanlık öyküsü anlatmadan savaşın ne kadar acı olduğunu anlatan bir roman.

Konu üzerinde daha fazla yorum yapıp sizin romandan alacağınız tadı eksiltmek istemiyorum ama köşeme bu adı koyma nedenim olan küçük bir ayrıntıyı da eklemek istiyorum. Kitabın ana kahramanı olan kişinin yemek yapmayı çok seviyor olması ve insanlara kendi elleriyle yemek hazırlaması. Ve güzel olan yanı ise hazırladığı bu yemeklerin hepsinin tarifini okuyucularıyla paylaşıyor olması.

Aslanın Ağzında Bir Mutfak

Simmel’in bu kült romanında bir söz geçer: “Aslandan kaçarken saklanılacak en güvenilir yer, aslanın ağzıdır.” Hayat bazen bizi o aslanın ağzına kadar iter. İşte tam o anlarda bizi ayakta tutan şey; bir dost sohbeti, güzel bir dize ya da mutfaktan gelen o tanıdık kokudur. Romanın kahramanı, savaşın ve casusluk oyunlarının tam ortasında yemek yapmayı bir sığınak olarak görür. İnsanlara yemek hazırlar ve en tehlikeli anlarda bile o tarifleri okuyucusuyla paylaşır.

Ben de bu köşede aynısını yapacağım. Ordu’nun sokaklarını, denizin kokusunu, izlediğim bir tiyatro oyununu veya sevdiğim bir şiiri anlatırken; satır aralarına hayatın o anki tadına uygun bir de yemek tarifi serpiştireceğim. Çünkü biliyoruz ki, sadece ekmekle (ya da havyarla) yaşanmaz; ruhun da doymaya ihtiyacı vardır.

Haftanın "Satır Arası" Tarifi: Fırında Soslu Levrek

Madem Ordu’dayız, ilk selamımız denizden gelsin. Simmel’in sofistike mutfağını, bizim Karadeniz’in asil lezzetiyle buluşturalım.

Malzemeler:

• 2 adet orta boy levrek

• Yarım çay bardağı zeytinyağı

• 1 adet limonun suyu

• 2 diş sarımsak (ezilmiş)

• Bir tutam taze kekik ve bolca sevgi.

Yapılışı:

Levrekleri güzelce temizleyip kurulayın. Zeytinyağı, limon suyu, sarımsak ve kekiği bir kapta karıştırıp balıkların her yerine yedirin. Fırın tepsisine dizdiğiniz balıkların yanına birer dal defne yaprağı iliştirin. 200 derecede, üzerleri hafifçe kızarana kadar pişirin.

Püf Noktası: Balığı yerken yanına mutlaka Simmel gibi "hayata dair bir umut" eklemeyi unutmayın.

Yazımızı Şair Enver Gökçe’nin dizeleriyle tamamlayalım.

Görüş Günü

Bugün görüş günümüz,

Dost kardeş bir arada.

Mavi bir gökyüzü var üstümüzde,

Pırıl pırıl bir deniz yanımızda.

Ekmek gibi, su gibi,

Gül gibi, süt gibi,

Paylaşmak ne güzeldir

Dünyayı ve sevgiyi.

Tıpkı Enver Gökçe’nin dediği gibi; dünyayı ve sevgiyi paylaşmak, en az o fırından çıkan balık kadar besleyicidir ruhumuz için.

Bu uzun ve güzel yolculukta, her hafta aynı günde bu sofrada buluşmak dileğiyle... Afiyetle ve kitapla kalın.