Veda Değil, Ara Durak
Dile kolay, tam yirmi haftadır bu satırlarda buluşuyoruz. J. Mario Simmel’in o eşsiz romanı rehberliğinde ve onun gözlüğünden bazen Viyana’nın soğuk savaş yıllarına gittik, bazen yaylalara uzandık, sahil boyunda o eski binalarının önünden geçip iyot kokusunu içimize çektik, bazen de Ordunun sokaklarında dolaştık. Papazın her zaman pilav yemediğini ama hayatın her koşulda yaşanmaya değer olduğunu beraberce hatırladık.
Bu köşeyi tasarlarken niyetim sadece yemek tarifi vermek ya da sadece kitaplardan bahsetmek değildi. Niyetim; bir yemeğin buğusunda, fırından yükselen bir pide kokusunda saklı olan o kadim "insan kalma" çabasını, birbirimize olan güvenimizi paylaşmaktı. Ordu’nun fındık kokulu yollarından Simmel’in özgürlükçü kalemine uzanan bu köprüde bana eşlik ettiğiniz, sofranızda ve gönlünüzde yer açtığınız için teşekkür ederim.
Simmel’in roman kahramanı Thomas Lieven, kitabın sonunda yeni bir maceraya atılırken mutfağını da beraberinde götürürdü. Bizim mutfağımız da, gönlümüz de hep açık kalacak. Unutmayın; dünya ne kadar sert dönerse dönsün, tencerede kaynayan bir çorba ve rafta bekleyen bir kitap bizi her zaman eve döndürür.
Haftanın Final Tarifi: Ev Sıcaklığında Elmalı Turta
Vedalar biraz hüzünlüdür ama tarçın kokusu o hüznü hemen şifaya çevirir. Simmel’in kış akşamlarına en çok yakıştırdığı tatlılardan biriyle veda edelim.
Malzemeler:
125 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
1 adet yumurta
Yarım su bardağı pudra şekeri
2,5 - 3 su bardağı un
1 paket vanilya ve yarım paket kabartma tozu
İç Harcı:
3 adet elma (rendelenmiş), 3 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı tarçın, yarım su bardağı dövülmüş Ordu fındığı.
Yapılışı:
Elmaları şekerle birlikte suyunu çekene kadar soteleyin, altını kapatınca tarçın ve fındığı ekleyip soğumaya bırakın. Hamur malzemelerini yoğurup yumuşak bir kıvam elde edin. Hamurun üçte birini ayırıp kalanını kalıba yayın. İç harcı üzerine dökün. Ayırdığınız hamurla üzerine şeritler yapın. 180 derecede altı ve üstü hafifçe kızarana kadar pişirin. Üzerine pudra şekeri ekerken, bu yirmi haftanın tüm güzel anılarını düşünün.
Son Bir Şiir
Bu yolculuğu, yaşamın her anını kutsayan büyük usta Can Yücel’in şu dizeleriyle noktalamak en doğrusu olacak:
"Ömür dediğin bir gündür, / O da bugündür... / Güzel yaşa, güzel sev, güzel ye! / Bakarsın bugün son, bakarsın her şey yeniden başlar..."
Can Usta böyle der ama bugün ülkemizin içinden geçtiği şu dar boğaza, her sabaha yeni bir adaletsizlikle uyandığımız o puslu iklime baktığımızda; güzel yaşamanın da, güzel sevmenin de ne kadar zorlaştığını görüyoruz. Hak arayanların sesinin kısıldığı, adalet terazisinin gücü elinde tutanların lehine büküldüğü, cezaevlerinin ve nezarethanelerin insanlık onurunu zedeleyen hukuksuzluklarla dolup taştığı zor zamanlardan geçiyoruz. Bir kadının haysiyetine göz diken onur kırıcı çıplak arama dayatmalarından, fikrini söylediği için kelepçelenen gençlerin kırılan umutlarına kadar memleketin her köşesinde sızlayan bir adalet yarası var. Ceplerimizin yoksulluğu bir şekilde aşılır dostlar; ama hukukun, adaletin ve insan olma gururumuzun yoksullaştırılması bu toplumun geleceğine vurulan en büyük darbedir. İşte tam da bu yüzden, bu iki aylık ara sadece yorgun bir kalemin dinlenmesi değil; adalete, vicdana ve insanlık onuruna daha gür bir sesle sahip çıkabilmek için verilecek bir nefeslenme, bir düşünme molasıdır.
Simmel’in kitaplarında dediği gibi; aslandan kaçarken aslanın ağzına saklansak da, birilerinin haysiyetimizi ayaklar altına almasına izin vermediğimiz, elimizde bir kaşık ve kalbimizde bir umut olduğu sürece her şeyin üstesinden geliriz. Zulüm ve hukuksuzluk ne kadar koyu olursa olsun, tarih bize haysiyetin her zaman duvardan daha güçlü olduğunu fısıldar.
Bu güzel yolculukta bana eşlik ettiğiniz için tekrar teşekkürler. Başka satırlarda, daha adil, daha özgür ve huzurlu sofralarda yeniden buluşana dek; ağzınızın tadı, gönlünüzün ferahı ve bükülmeyen o onurlu boynunuz hiç bozulmasın.
Şimdilik hoşça kalın.