Merhabalar.

Bu hafta bir şey keşfettim. Belki başkaları için yeni olmayabilir, hatta benim için de yeni değil lakin çok faydasını gördüm. Çalışmanın, gayretin ve pes etmemenin getirdiği mutlu sonuçlar. Nasıl mı? Şöyle tabi ki…

 

İlk olarak kendini motive etmek.

Kendi gücünüzün farkına varıp, “yapabilirim” dediğiniz anda yapabildiğinizi görmek aşırı motive eden bir olay. Ve daha çok başarmak için kendinize dediğiniz tek cümle; “daha önce zaten yapmıştım” oluyor. Buna kendimden bir örnek verecek olursam; kasım ayının son haftası vize sınavlarıma girdim, aralık ayının son haftası doğuma gittim ve ocak ayının son haftası da final sınavlarıma girdim. İki ayda yaşadığım maratonda bir çocuk ve başarı ile geçilmiş nur topu gibi altı dersim oldu.

 

İkinci olarak kendini ikna etmek.

Bir işe başlarken, başlamadan önce bir cesaret gelmesini beklerim. Siz buna ister ilham deyin, ister doğru zaman. Derler ya en kötü karar kararsızlıktan iyidir diye. Ben de bunu en kötü cesaret, cesaretsizlikten iyidir diye değiştiriyorum. Mesela bu yazıyı hazırlarken sol elim kızım Ayra’nın beşiğini sallamakta ve sağ elim yazmakta. İşte size ikna olmuş bir anne.

 

Üçüncü olarak pes etmemek.

Bir şey olmadıysa tekrar dene. Yine olmadıysa yine dene. Baktın olmuyor başka yollardan tekrar dene. Derin bir nefes al, yoluna devam et. Çok çabaladılar. Ayağımdan tutup aşağı çekmeye çalıştılar. Evet başarılı oldular. Bu benim dört ayıma mal oldu. Ve ne düşündüm biliyor musunuz? Olan bana olmuş aslında. Çünkü meyve veren ağaç taşlanacaktı. Düşen meyvelerden onlar otlanacaktı. Bunlar basit insanların kestirme yollarıdır. Ve ben bunu bildiğim halde düştüm bu tuzağa. Ve eşim beni onlarca defa uyarmışken burnumun dikine gitmek adetimdir…

 

Şimdi sıfırladım hayatımı.

Bu üç kuralı her sabah kendime hatırlatıyorum. Yüzümü yıkarken aynada gördüğüm kadına ne kadar güçlü olduğunu ve elinden her şeyin gelebileceğini söylüyorum. Mutlu olmak için başkalarından bir şey beklememesi gerektiğini, tek başına da çoğu şeyi başarabileceğini söylüyorum. Çünkü o kadın hayatında tökezleyerek, takılarak, düşerek ve her defasında yaralarına tutunarak ayağa kalktı. Okuduğum bir kitapta şöyle yazıyordu; “beyaz diş artık anlamıştı kendini savunmak için ve aç kalmamak için karşıdan bir atak beklemeden saldırmalıydı”. İşte felsefem bu oldu.

 

 

Aklım hala yapamadıklarımda…

O kadar çok planım var ki hayatıma dair. Beni mutlu eden, yapmaktan zevk aldığım şeyler o kadar fazla ki! Korkuyorum yarım kalmasından. Bu nedenle en kötü cesaret deyip başlıyorum işlerime. Her şey daha güzel olacak inanıyorum.

 

Siz de inanın.

Siz de yapın.

Hikâyenin nerede yarım kalacağını bilemeyiz. Ve bu filmin hikâyesini siz yazıyorsunuz, kahramanı siz oluyorsunuz.

Siz de bir “cesaret” deyin…